FUNDA TEYZE İLE BİR RÖPORTAJ:

Soru: Hayalinizdeki, ulaşmak istediğiniz o ideal gelecek ne? Nasıl bir gelecek istiyorsunuz?

Cevap:
Hayalimdeki o ulaşmak istediğim gelecek:

  • Annelerin anne, babaların baba, çocukların çocuk olduğu,
  • hayatın 8 parçasına fayda, hayır, uğur üzerine değer üreten,
  • bolluk ve bereket içerisinde mutlu bir hayat süren,
  • bu dünyada ve ahirette güven içerisinde olmak üzere, aklında, kalbinde, ruhunda, geçmişinde, bugününde, geleceğinde, hayallerinde, planlarında, söz ve hareketlerinde, karar ve niyetlerinde, kısacası hayatının her parçasında, temizlik yapan insanlardan oluşan,
  • hep beraber harikulade hayatlar yaşayan insanlardan oluşan,

bir ülke ve bir dünya.

Soru: Hayatta en çok istediğiniz şey ne?

Cevap:
Hayatta en çok istediğim şey:

Allah’tan bir hoşnutluk, huzur, mutluluk, bolluk, bereket, sevgi saygı güven ve anlamlı, umutlu, hayatın 8 parçasında temizliklerle dolu, harikulade bir hayat yaşamak.

Soru: Bu istek ve dilek nereden kaynaklanıyor? Neden bu konu sizin için bu kadar önemli?

Cevap:
Bu hayalim hem yaşadığım bazı olaylarla, hem de hayatta, çevremde ve öğrencilerimde gözlemlediğim bazı tecrübeler üzerine ortaya çıktı.

  • Yokluk, azlık ve değersizlik hisleri içerisinde bocalayan ev hanımlarının, film, roman, şarkı dünyasıyla beyinlerinin yıkanması ve kendilerini küçük görmek üzere şartlandırılmaları.
  • Pek çok kız çocuğunun “elin ekmek tutsun, ben çalışamadım sen çalış, erkek eline bakma, evlenme, erkeklerle yarış, onlara yenilme” yalanları ile büyütülmesi ve sonuçta annelerin çalışmasının ve evinden, çocuğundan, eşinden, aileden uzak olmalarının marifet olarak gösterilmesi,
  • Sadece ANNE ve EŞ OLMANIN küçümsenmesi,
  • Kadınların hem ANNE ve EŞ, hem de bir ÇALIŞAN olarak, üzerlerine çok ağır 2 hatta 3 yük yüklenmesi ve bunun “NORMAL” hatta ŞART gösterilmesi, ve sanılması.
  • Annelerin çocukları daha bebekken, işe dönmelerinin istenmesi, beklenmesi hatta şart görülmesi, çocuğuna bakmak isteyen annelerin “tembellikle” suçlanması, hatta hor görülmesi.
  • Ve sonuçta da çocukların en ihtiyaçları olduğu bir dönemde, anne sevgisinden, ilgisinden, sütünden, şefkatinden ve en önemlisi de hayatın 8 parçası hakkında ve çekim yasası hakkında pek çok elzem bilgi, tecrübe, yardım ve destekten uzak büyümek zorunda kalmaları.

Şahsen ben de tüm bu gözlemler hatta bazen tecrübeler içerisinde büyümeme rağmen, Allah’a çok şükür, kendimi bu yalan ve yanlışlardan çıkarttım.

Ve işte bu hayal ve dileğim de, kendimi tüm bu yalanlardan temizledikten sonra, yardım ettiğim HER arkadaşımda bu yalan ve yanlışların HEPSİNİ ya aynen ya da kat kat fazlasıyla görmem ve onları da bu yalanlardan kurtarmayı kendime görev edinmem üzerine ortaya çıktı.

Soru: Peki bu dileği gerçekleştirmek için neler yapıyorsunuz?

Cevap:
Yazdığım tüm yazılar, verdiğim tüm hizmet, ürün ve kurslar bu hayalimin gerçekleşmesine yardım ediyor.

Anneleri,

** çekim yasası,
** hayatın 8 parçası,
** Allah’a sığınmak,
** hayatın 8 parçasında hayırdan uğurdan, faydadan yana olacak şekilde, aklımız ve kalbimizin hemfikir olarak atacağımız adımlar ile, hayatımızı yaşamamız gerektiği,

konularında uyandırarak, öğüt ve tavsiyeler vererek, kurslar hazırlayıp, teleseminer ve seminerler, maratonlar düzenleyerek, Allah’ın yardımıyla, bu amaca ulaşmayı hedefliyorum.

Soru: Kime hizmet ediyorsunuz? Hizmetleriniz kimlere yönelik?

Cevap:
Benimle aynı hayallere sahip, akıldaş  ve kalpdaş bayanlara.

Evine bolluk ve bereketle, sevgi, saygı, güven ve huzur içerisinde dönmek isteyen, bilinçli bir şekilde hayatın 8 parçasını, anlayıp sevmek isteyen, ve bu anlayışı ve sevgiyi çocuklarına ve çevrelerine de iletmek ve aktarmak, onlara da yardım etmek isteyen bayanlar, anneler ve anne adaylarına yardım ediyor ve hizmet sunuyorum.

Soru: Neden bu kişiler? Neden başkaları değil?

Cevap:
Çünkü biliyorum ki, anneler, geleceğimizin ve mutlu bir geleceğin anahtarı.

Onların bilinçli bir şekilde annelik yapmaları, özlerini bulmaları, hem kendilerini hem de hayatın 8 parçasını anlayıp sevmeleri ve yardım etmeleri, hayalimdeki o geleceğin yaratılmasında ANAHTAR rolü oynuyor.

Eğer anneler uyanmazsa, hayatımızın 8 parçasında da hep beraber kısır bir döngü ve aşağıya hızla çeken bir girdap içerisinde,  basamaklardan hızla aşağıya iniyoruz, hem de istisnasız hep beraber.11-Basamak-hepsi-OKSUZ

Oysa ki, annelerin, kadınların uyanması, anneliklerine ve kadınlıklarına sahip çıkıp, tüm o feminist, komünist, kapitalist, dinci, sanatçı, artist, romancı, filmci, takımların başlarına geçirdikleri o çuvaldan çıkıp, yalanlardan ve yanlışlardan sıyrılıp, KENDİLERİNE GELMELERİ, dünyamızın, insanlığın ve ülkemizin, ve pek tabii ki aile kurumunun ve çocuklarımızın geleceğinin, hepimizin geleceğinin, bugününün ve yarınının, ve ahiret hayatımızın kurtulmasının TEK  ÇARESİ.

Başlarına geçirilen çuval derken, buna, toplu beyin yıkama, toplu hipnoz, gerçekleri saklayıp, insanları yalanlara alıştırma, inandırma, hatta hayal güçlerini bile köreltme diyebiliriz.

İnsanlar yalanlara ve yanlışlara o kadar inandırılıyorlar ki, artık değil doğruları görebilmek, kendileri adına, hayatın  en temel gerçekleri adına bile düşünemiyorlar, gerçekleri göremiyorlar. ve o yalanlar içinde ve çerçevesinde neden mutsuz olduklarını bile anlayamadan hayatlarını yaşayıp gidiyorlar.

Yalanlar ve yanlışlar içerisinde olduğumuzun en büyük göstergesi,

  • huzursuzluk,
  • mutsuzluk,
  • karmaşa,
  • ve daha da beteri, hayatın 8 parçasına açık ve bariz bir şekilde ZARARLI olan şeylere karşı sevgi, bağlılık, yakınlık, coşku ve neşe hissediyor olmak.

Eğer kadınları ve anneleri uyandırabilir ve yalanlardan yanlışlardan kurtarabilirsek,

“annelerin anne, babaların baba, çocukların çocuk olduğu, hayatın 8 parçasına fayda, hayır, uğur üzerine değer üreten, bolluk ve bereket içerisinde mutlu bir hayat süren, bu dünyada ve ahirette güven içerisinde olmak üzere, aklında, kalbinde, ruhunda, geçmişinde, bugününde, geleceğinde, hayallerinde, planlarında, söz ve hareketlerinde, karar ve niyetlerinde, kısacası hayatının her parçasında, temizlik yapan, hep beraber harikulade hayatlar yaşayan insanlardan oluşan”

bir ülke ve bir dünyaya ulaşabiliriz.

Soru: Dünyanın şu anki halinde neyin değişmesi gerekiyor? Dünyanın şu anki halinde tam olarak neyin değişmesini isterdiniz?

Cevap:

İnsanların uyanması, farkına varması ve hayatları için sorumluluk almaları gerekiyor.

Önce kendi hayatlarında ve ellerinden geldiğince çevrelerinde DEĞİŞİM yaratmaları gerekiyor.

Değişim derken neyi kastediyorum?

  • İnsanların, yalanlardan ve yanlışlardan kurtulmasını.
  • Çekim yasasının ve hayatın 8 parçasının farkında olmalarını.
  • Allah’ın onlara olan lütuflarının da farkında olarak, kadınların kadın, erkeklerin erkek, çocukların çocuk olarak yaşamaya başlamasını.
  • İyi, güzel, doğru bir hayat için hem temizlikler yapa yapa, hem de aile, arkadaş, ülke, insanlık ve dünya için, tüm canlılar ve gelmiş geçmiş ruhlar için, Allah için mutluluk ve heves içerisinde bir değer üreterek yaşamalarını.
  • Hem bu hayat hem de ahiret hayatı için insanların canla başla ellerinden geleni yapmanın mutluluğu ile yaşıyor olmalarını,

kastediyorum.

Soru: Yazılarınız ve çalışmalarınız bu değişimin gerçekleşmesine NASIL yardım ediyor?

Cevap:
Anne ve anne adayı, akıl ve kalp merkezli bayanların içinde bulundukları kabuslardan, yalanlardan ve yanlışlardan tatlı tatlı uyandırılarak çıkartılmasına, anneliklerini kendilerini paralayarak değil, mutluluk ve bilinçle, hayatın 8 parçasını severek, sayarak, kollayarak yapmalarına destek olarak.

Soru: Bu değişimde Funda Teyze’nin rolü ne? Funda Teyze’nin kendine özel görüşü ne ve bu değişimde bu görüş nasıl etkili olacak?

Cevap:
Yalanlardan ve yanlışlardan vazgeçmeden, içinde bulunulan kabuslardan uyanmadan, Allah’a içtenlikle sığınıp aklımızı kalbimizi dinlemeden, iyiden, güzelden, doğrudan yana olmamıza imkan yok.

Funda Teyze yalanlar ve yanlışlar denizinde kaybolanlara, sağlam, iyi, güzel ve doğruları gösteren bir ışık feneri gibi. :D

Soru: Peki, tüm bu konuların ve bu hayat amacının ortaya çıkması için Funda Teyze’nin birebir yaşadıkları neler? Hangi olaylar sizi Funda Teyze olmaya getirdi?

Cevap:
Funda Teyze de, Türk film ve dizilerinden, Amerikan roman, film ve pembe dizilerinden, İngiliz aşk romanlarından, Japon çizgi filmlerinden, Fransız ve İtalyan aşk şarkıları, Rus karamsarlığı ve feminizm, çevrecilik akımları, İran Arap aşırı dinciliği ve kadını küçültmelerinden gördüğü görebileceği zararı, her ne kadar Allah’ın korumasıyla yaşasa ve atlatsa da, yaşamış bulundu.

Sadece bu kadarla da değil, gerek aile gerek okul ve arkadaş çevresinde, kendini veya kendi ailesini üstün gören, ve nispet yaparak başkalarını küçülten, ezen bazı insanların insanda oluşturduğu bazı olumsuzlukları da birebir ya yaşadı ya da tanık oldu.

Ve Allah’ın yardımıyla, tüm bu olumsuzluklardan kurtuldu, temizlendi.

Ve tüm bu yalan ve yanlışlardan kurtulmasının şerefine, ve Allah’a şükür ile, aynı belalardan etkilenmiş akıldaş ve kalpdaş arkadaşlarına yardım etmeyi kendisine bir görev ve iş edinmeye karar verdi. Allah isterse işte böyle dünyada daha önce olmayan bir iş bile yaratabiliyor kişiye özel. :D Funda Teyzelik de Allah’ın bir lütfu ve bir iş, bir görev. :D

Soru: Hayatta sizin için önemli tüm bu konuları ve hayatta görmek istediğiniz değişimi anlatırken, sık sık kullandığınız kelimeler, deyimler, var mı?

Cevap:
Tabii. :D

  • Allah’a sığınmak,
  • hayatın 8 parçasına faydalı, hayırlı, uğurlu ve yararlı olacak şekilde aklı ve kalbi dinleyerek adım atmak, kararlar almak, niyetler etmek.
  • Hayatın 8 parçasında, hayat değerlerimizle uyumlu olacak şekilde hayat amacımız için değer üretmek.
  • Bu uğurda temizlik yapmak.
  • Çekim yasasını hayatın 8 parçasında gözaydınları, mutluluk, bolluk bereket içinde iyi, güzel, doğru bir hayat yaşamak için çalıştırmak.
  • Dileklerimize giden yolda bol bol temizlik yapmak,
  • ve karmaşadan kurtulup, huzur, mutluluk, sevgi, saygı, güven, bolluk ve bereket içerisinde bir hayat için basamakları bir daha inmemek üzere çıkmak.

Soru: Eğer sizi bir konuşma yapmanız için grubumuza davet etseydik, hangi konularda konuşurdunuz, konuşmanızın ana teması ve özetle ana noktaları ne olurdu?

Cevap:
Hmmm, sanırım şunlar olurdu:

** Özsevgi Özsaygı Özgüven
** Çekim yasası ve olumlu olmanın, şükretmenin önemi
** Ailenin korunması, çocukların anne ile büyümesinin, annelerin çekim yasası hakkında ve genel olarak eğitimli olmasının önemi.
** Televizyonun, film, şarkı, romanların yaşattıkları yalan hayaller ve zararları
** Yalanlardan yanlışlardan kurtulmak için nasıl temizlik yapacağız?
** Çalışan annelerin tekrar anne ve eş olabilmeleri ve Allah’ın onlara verdiği rahat ve bollluk içerisindeki hayata kavuşabilmeleri için, çekim yasasını kullanmak, hayat amaçlarını bulmak, kadınlıklarını yaşayıp rahat etmeleri, rahat ve severek yaşadıkları bir hayat yaşamalarına yardım etmek.
** Kadınların kadın olma haklarının onlara geri verilmesi, erkeklere ve çocuklara da aynı şekilde.

Kadın olma, erkek olma, çocuk olma hakkı derken neyi kastettiğimi açarsak:

  • Kadınların, ve çocukların, bolluk ve bereket içerisinde, rahat ve korunarak yaşama hakları,
  • Erkeklerin de ailenin babası olabilmek ve bir kadının başkalarıyla paylaşılmayan sevgisini, dikkatini tadabilme hakları.
  • Ve çocukların da, annelerinin katıksız, iş hayatından arta kalan değil, tam zamanlı bir anne ve baba gibi bir baba, yani koruyucu, güvenilir, yani çocuğa güven veren, korunduğunu ve her zaman da korunacağını hissettiren, bu dünyada onu koruyan bir kahramanın olduğunu hissettiren bir baba tarafından büyütülme hakları.  (Bunu hissettirmek merak etmeyin, çok zor değil. Akşam işten az biraz yorularak gelmiş ve bu yorgunluğuna rağmen çocuklarıyla az biraz ilgilenen bir baba bu güveni çocukta çok güzel oluşturacaktır.)

Soru: Bu konuşmamız ertesinde özellikle söylemek veya açıklamak istediğiniz bir konu var mı?

Cevap:
:D :D Tabii ki var.

Annelerin çalışması dolayısıyla kreşlerde veya büyük annelerle büyüyen çocuklar ile çalışmayan evde çocuğunu büyüten anneler tarafından büyütülen çocuklar hakkında şu yanlış anlaşılmanın olmasını istemem.

Eğer bir anne hayat hakkında, hayatın 8 parçası, çekim yasası hakkında bilgili değilse, ister çalışsın, ister çalışmasın, çocuğa verilen destek ve yardım eksiklikliğinde o kadar büyük bir fark olmayacaktır.

Bir başka deyişle anne çekim yasası ve hayatın 8 parçası hakkında cahilse, evinde çocuğunu büyütüyor olsa da, sonuçta çocuk ihtiyacı olan bilgi, yardım ve desteği alamayacaktır. sevgi, şefkat ise tabii tamamen anneye bağlı.

Çok iyi anlamamız gereken şey bence şu:

Çekim yasası açısından, bir çocuğun korunması, kollanması, eğitilmesi, akıl-kalp, düşünce, duygu, söz, hareket, bilgi, inançlar açısından doğruyu, iyiyi, güzeli, bulması için,

  • ne kadar iyi eğitimli de olsa bir öğretmen de, 10-20 çocukla doğru düzgün ilgilenemiyor,
  • çekim yasasını iyi kavramamış bir anne de, evinde olup, çocuğuna bire bir bakıyor da olsa, çocuğuyla etkili ve verimli bir şekilde ilgilenemiyor.

Bu ikisi de 2 uç nokta. İki uç ve dengeden, doğrudan uzaklaşmış büyütme yöntemleri.

En güzel ve en etkili çözüm,

  • çekim yasasını bilen, anlayan, bilinçli bir şekilde az veya çok uygulayabilen veya uygulamaya niyeti olan, bilinçli bir annenin bire bir gözetiminde,

çocuğu bol iletişim ve bol sevgi, ve doğru bilgi ile büyütmek.



Yorumlar (25)
  1. Cemile
    19:37, 12 Ekim 2014

    Merhaba ,

    Bizi hayata bağlayan ,her şeye rağmen dimdik durmayı öğreten hepimizin Funda Öğretmeni.

    Kendisini tanımadan önce ,hayata küsmüş ,hatta kendimden bile nefret edecek duruma gelmiş durumdaydım ki, hiç bir şey tesadüf değildir şu yeryüzünde .Bir kez daha anladım ki her şey tamamen Allah’ın iradesi ile gerçekleşiyor .

    İçimden Allah’ım içinde bulunduğum bu sıkıntılı durumdan kurtar beni ,çok yalnızım .Akrabalarımla bile paylaşamıyorum sıkıntılarımı .Çünkü onlar daha çok, içinde bulunduğum durumdan dolayı beni dışlıyorlar.

    Benim bu halimi anlayacak, bir yol gösterecek bir kulun yok mu Yarabbi ? Diye yolda yürürken , sıkıntılarımı ,çektiklerimi hafif mırıldanarak kalbimden geldiğince dua mı desem , konuşmak mı desem iyi niyetlerle bunu Allahtan istiyordum.

    Eşimin iş yeri dolayısıyla her şeyimizi kaybetmiş olarak, çok zor ve çetin meşakkatli günler geçiriyordum . Aynı zamanda da internetten dualar bölümlerine bakıyor çeşitli terkipler okuyordum. İşte böyle bir günde Funda Öğretmenin sitesini görünce kısaca çok zor durumdayım beni dinleme zahmetine katlanırsanız kendimden bahsedeceğim .Bana yardımcı olur musunuz? dediğimde bana hiç tereddütsüz bütün sıcaklığı ile şefkatli elini uzattı .O kadar yoğunluğuna rağmen ,benim sıkıntılarımı dinleyerek tavsiyelerde bulundu.

    O kadar sıcak o kadar samimi ve içten bir kişiliğe sahip ki Allaha nasıl şükredeceğimi bilemiyorum .İçten ve yürekten isteyince tüm samimiyetimle dualarıma karşılık kendisiyle tanışmam gerçekleşti.

    Makalelerini defalarca okudum. Her okuyuşumda kendimde hep bir yenilik buluyordum .Sayesinde hayatın 8 parçasını kendi hayatıma uygulamayı öğrendim .

    Kendimi sevmeyi öğrendikçe, hayata dair her şeyi öğrendim. Şükretmeyi alışkanlık yaptım .Hayatımda müthiş değişiklikler oldu. Borçlarımızdan dolayı kızımız bile bize karşı bizi suçlayarak bakıyordu.

    Önce iç temizliği olarak tavsiyeleri doğrultusunda ,tüm hatalarımı , yanlışlıklarımı bir ,bir gözden geçirerek hayata yepyeni gözlerle bakmayı öğrendim . Tüm sıkıntılara rağmen hayatta olduğuma şükrederek ,neden yaratıldığımda ki amacı fark ettim .

    Bir sınav içinde olduğumu ve bunu kaybetmemem gerektiğini düşündüm . Evet dünya kadar borç ödüyordum ama ,sağlığım yerindeydi .Dermansız bir hastalık bile bu paralarla sağlık getiremez diye düşünmeye başladım. Hayatımda giderek düzelen müthiş değişiklik oldu .Kızım bile düzelerek daha makul ve anlayışlı hale geldi. Kendimi artık sevmeye başladım.

    Funda öğretmenimiz: – Benden , tertemiz bir kalple dua etmemi ve açılan kapıları görmemi istedi. Gerçekten eşime bir iş kapısı açıldı. Ben de çok güzel bir iş yerinde çalışıyorum .Bütün gücümüzle borç ödemeye odaklandık ve ödüyoruz .

    Bir makalesinde, yaşadığın evi sevmelisin ,mutlu olmalısın diye bahsediyordu. Aynısını yapmaya çalıştım. Bu yaz birden ev değiştirme kararı alınca .Bulduğumuz ev o kadar güzel ki, Haliç manzaralı ve dubleks bir evi aynı fiyata tuttuk.

    Gerçekten Funda öğretmenimizin tavsiyeleri ve bilgi birikimleriyle bize yol göstermesi sayesinde şimdi o kadar mutluyum ki, hayata daha bir sıkı sarılır oldum.

    Allah’ın sevdiği ve önem verip yücelttiği bir kulu ki ,dualarımın haykırışımın karşısında bana yolladı ki karanlık dünyama ışık tuttu.

    Yeniden hayata döndüm .Kendimin de insan olduğunu ve Allaha karşı vazifelerimin bulunduğunu hatırlattı bana .Allah kat kat razı olsun. Nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorken ,bu yaşadıklarımı siz sayın okuyucu ve öğrencilerinle de paylaşmak istedim .

    Allah c.c bir ayetin de: ( İnsanlar için yararlı işler yapanların emeklerini zayii etmeyeceğiz.) diyor .

    İşte Funda arkadaşımda böyle değerli biri. Bilgi birikimini insanların yararına sunuyor. Çok cömert ve iyilik sever ,sadece insan değil ,melek sıfatlarını da taşıdığına eminim. Onunla tanıştığıma binlerce şükür .İyi ki var . Allah kendisine ilmini yayması ve insanların bundan istifade etmeleri için , ona uzun ömürler versin .Sağlık, afiyet ve mutluluk versin diye ben de kendisi için yüce rabbimden istiyorum.

    Bazı insanlar seçilmiş olurlar ki , insanlara faydalı olsun diye .Funda öğretmenimiz de bunlardan biri. Ne mutlu kendisine ki. Daha şimdiden Allah katında yerini tahmin edebiliyorum.

    Yeniden doğdum sayesinde beni mutluluk duyan biri haline getirdi. Onca borçların içinde ölmek derecesine gelmiş bir halde yatak yorgan yatarken ,elim ayağım tutmazken, sayesinde borçların üstesinden gelmeyi,moralimi bozmamayı ve hayata daha sıcak bakmayı öğrendim .Şimdi de ödüyoruz ama ,üzülmeden mutluluk içinde .

    Funda öğretmenimizin dediği gibi, Allah başka kapılar açıyor insana . Buna inanın gerçekten doğru diyor. Biz bakmasını ,görmesini bilmiyormuşuz. Allah’ın nuruyla bakınca yollar kendiliğinden açılıyor ben buna şahidim .Tavsiyelerine uydum ve sık sık şükrettim .Tövbe ettim ve hala da ediyorum .

    Hatta diyorum ki, her ŞER de bir HAYIR var deniyor ya. Funda Arkadaşımı tanıdığım için borcuma bile şükrediyorum .Böyle bir durumum olmasaydı ben böyle güzel insanı sebep olmadan nereden tanıyacaktım? Kısacası Allah kendisinden kat kat razı olsun .

    Yeryüzündekilere yardım edin ,merhamet edin ki gökyüzündekiler (Allah ve Melekler de size yardım etsin .)

    Diye belirtilen ayete göre kendisi yine müjdelenmiş insan durumunda .Bütün öğrencileri ve ben kendisi için de hepimiz duacıyız .

    İşte ben de bu başlığın altında yorum yazmak istedim ki Funda öğretmen böyle biri .Hepimizin dostu, bazısının ablası, teyzesi ,kardeşi.

    Kısacası Allah’ın kendisine sunduğu ilimleri insanlarla paylaşmayı seven sıcacık sevgi dolu bir insan .Benim de çok sevdiğim arkadaşım .Hepimizin öğretmenine kucak dolusu SEVGİLER… İyi ki var ve onu çok seviyorum.

    Cemile

  2. Funda Teyze
    07:32, 14 Ekim 2014

    Cemile arkadaşım,

    Çok çok teşekkürler bu güzel mesajın için. :) Allah razı olsun.

    Her bir satırını, ilgi, mutluluk ve şükürle okudum. :D

    Ama özellikle borcun için artık şükrettiğini yazman galiba en çok hoşuma giden yer oldu. :D

    Allah gerçekten bizim bilmediğimiz şeyleri biliyor. Ve bizim sıkıntı, dert diye gördüğümüz şeylerin hayatımıza ne güzellikler getirebileceğini bz anlayamayabiliyoruz.

    Ama Allah’a sığınıp aklımızı kalbimizi dinleyerek hareket ettiğimizde, o sıkıntılar da harikulade şeylere vesile olabiliyorlar. Tabii bu biz hayatta dert istiyoruz demek değil. Zaten unutmayalım ki dertler de Allah’a sığınıp aklımızı kalbimizi dinlemediğimizde başgösteriyor, ANCAK Allah’a sığınınca her şeyin iyi, güzel, doğru bir şekilde sonuçlanması gerçekten de Allah’ın harikulade bir mucizesi ve bizlere hediyesi.

    Tekrar çok çok teşekkürler bu güzel mesajın için.

    Ben de Allah’tan başarılarının devamını diliyorum.

    Allah’a sığınmaktan ve aklımızı kalbimizi dinlemekten inşallah HİÇ vazgeçmeyelim.

    Sen de iyi ki varsın. :D

    Çok çok sevgiler
    2k

    Not: Cemile arkadaşım yazından soyadını çıkarttım. Ne de olsa internet ortamıdır ben soyadı ile yazan herkesinkini çıkartıyorum. :D Tekrar çok çok teşekkürler. :D

  3. Funda Teyze
    20:22, 19 Eylül 2020

    Bir vesile bu yazıyı tekrar okudum da, özellikle şu kısım dikkatimi çekti:

    Yalanlar ve yanlışlar içerisinde olduğumuzun en büyük göstergesi,

    ** huzursuzluk,
    ** mutsuzluk,
    ** karmaşa,
    ** ve daha da beteri, hayatın 8 parçasına açık ve bariz bir şekilde ZARARLI olan şeylere karşı sevgi, bağlılık, yakınlık, coşku ve neşe hissediyor olmak.

    Bugünlerde, dayanamadım, Yılmaz Özdil Bey’e bir eposta gönderdim ve bir soru sordum.

    Cevap henüz yok, belki de hiç gelmeyecek.

    Ancak, hem o soruyu, hem de o soruya neden olan (benim için) SON DAMLA yazısını da buradan paylaşayım.

    İşte onun 13 Eylül tarihli yazısı:

    Ölü çocukluk

    İşte gönderdiğim e-posta:

    ********************************

    Sayın Yılmaz Özdil,

    Bugünkü, “Ölü çocukluk” başlıklı yazınızı ibretle okudum.

    Sonu Duygu kardeşimizinki kadar acılı olmasa da benim de çocukluğum benzer korkularla geçti ve evet benim de annemin ve babamın boşanmasını istediğim anlar oldu.

    İlerleyen yıllarda, çok şükür, duygu ve düşüncelerimde çok temizlikler yaptım ve çocukluğumdaki bu olumsuzluklardan kurtuldum.

    Olaylara ve durumlara daha derinden ve açık bir şekilde bakabildiğime inanıyorum.

    Ve bu bakışlar sebebi ile ulaştığım sonucu size de açık açık yazmaktansa, izninizle size hatta belki sizin aracılığınız ile Duygu kardeşimize, aile içi şiddet haberlerini özenle veren Sözcü gazetesine ve tüm Sözcü okurlarına sormak istediğim bir soru var.

    Çok rica ediyorum, alay etmeden, aşağı veya cahil görmeden, tüm iyi niyetinizle ve tüm içtenliğinizle cevap verirseniz, çok sevinirim.

    Kim bilir, belki içtenlikle vereceğiniz bu cevap, derindeki ASIL problemin yüzeye çıkmasına ve bir çözüme ulaşmasına yardım edebilir. Uyumakta olan ve yüzeydeki problemlerle uğraşan insanların derindeki asıl problemleri farketmesini sağlar.

    Sizin aklınıza ve kalbinize güveniyorum ve vereceğiniz cevabı merakla bekliyorum, eğer beni kırmaz ve ricamı kabul ederseniz.

    Sorum:

    Aile içi şiddet, kavga, cinayet olaylarında, bu konuyu içeren haberlerde, kitaplarda, toplantılarda, duyurularda İÇKİ’nin ALKOL’ün payından NEDEN hiç bahsedilmiyor?

    ————————————

    Eğer benim naçizane gözlemlerimi ve ulaştığım bazı sonuçları duymak isterseniz, buraya ekliyorum:

    * Bir takım gruplar içkinin kullanımının yaygın olarak devam etmesini istiyorlar ve tüm bu aile içi kavgalardaki ‘içki ve alkol’ün payı yok farzediliyor, görmezden geliniyor. Haberlerde üstü kapalı geçiliyor ya da hiç bahsedilmiyor.
    * Bir sarhoş size zarar verdiği zaman, onun sarhoş olduğunu unutmak ve o kişiye geri saldırmak insanların çok kolayına gelir. Sarhoşa sarhoş demek iyi kalpli bir insanın iyilik çantasında tutması gereken bir yetenektir. İçkiyi görmeyi reddedip, erkek ırkına kötü diyebilmek istiyorlar. Erkek, koca ya da baba dediğimiz insan sınıflarından doya doya nefret edebilmek istiyorlar. Bir erkek nefret ettiği zaman hakaret eder, bir kadın nefret ettiği zaman konuşur da konuşur. Erkekler hakkında bu kadar olumsuz konuşmak da bir nefret suçudur. İçinde küfür olmaması, üstü kapalı şekilde gizlice söylenmesi bu gerçeği değiştirmez.
    Selamlar, sevgiler,
    Funda Teyze

    ***************************

    Kendisinden henüz bir cevap gelmedi ama benim daha ÇOK söyleyeceklerim var bu konuda.

    Belk bir yazı yazmak isterim ama o yazının özünü işte burada çoktan söylemişim:

    …hayatın 8 parçasına açık ve bariz bir şekilde ZARARLI olan şeylere karşı sevgi, bağlılık, yakınlık, coşku ve neşe hissediyor olmak.

    Detaylar Allah’ın yardımı ve izniyle yakında gelsin diye diliyorum.

  4. Funda Teyze
    20:37, 19 Eylül 2020

    Gerçi bunları yazıyorum ancak, bu siteyi açtığım 2008 sonu ile şu anki hal artık bambaşka.

    İnsanları, bayanları uyandırabildim mi?

    Hayır.

    Ailemden kişileri bile hala uğraşıyorum, uyandırmakta zorlanıyorum.

    Allah’tan ümidi kestim mi?

    Hayır.

    Ancak insanlardan ümidi kesmeme ramak kaldı.

    Zeki, kültürlü, bilgili insanların kendi zevkleri için kötüye kötü diyememeleri, bence inançlı geçinen insanların haram yemeleri kadar çirkin ve bencilce.

    Ancak dedim ya Allah’tan ümidimi henüz kesmedim.

    Gün ola hayır ola.

    İyilik kazansın, hak adalet ve doğruluk kazansın.

  5. Funda Teyze
    17:41, 22 Haziran 2021

    Eeee gün ola harman ola.

    Yılmaz Özdil’e içtenlikle sorduğum o soruya bir cevap alamamıştım ancak, kısa bir süre sonra içkiye daha doğrusu rakı’ya övgüler dizen bir yazı yazmıştı ve ben de bu konuda onun gerçekleri görmeye asla niyeti olmadığını düşünmüş ve ‘Allah uyandırsın’ diye bu konuyu bir kenara bırakmıştım.

    Ancak, aradan geçen 9 ay boyunca ara ara aklıma bu konu geldi. Hatta bir yazı yazmak bile istedim:

    ‘Ülkenin bir numaralı liderini, kurtarıcısını içki sebebi ile zamansız bir şekilde kaybetmiş bir ülkede, üstelik de onun kitabını yazan, zeki, uyanık, gözü açık, çalışkan, sürekli gerçeklerin peşinde, aklı açık, koskoca Yılmaz Özdil, nasıl bu meret’in kötülüğünü göremez, anlayamaz?’

    diye tekrar sormak, sarsmak, uyandırmak istedim ancak yapmadım, yapamadım, elim gitmedi.

    Tabii manevi alemde ara ara sorduğum bu soru, değer verdiğim bir insanın gerçekleri görmesi dileği ile attığım bu feryat, çırpınış, yine manevi alemde ulaşması gereken yerlere ulaşmış, çok şükür.

    Şimdi baktım, üzerinden 9 ay geçmiş ve içki konusunda sorduğum o soruya cevap vermeye tenezzül etmeyen, hatta bir de içkiye övgüler dizen, Yılmaz Özdil, sanırım, içki üzerindeki hakimiyetini kaybetmiş ve sanki biraz ölçüsüz içerek, en yakın dostu Uğur Dündar’a terbiyesiz, kalp kırıcı, alaycı, haksız bir şekilde suçlayıcı, itham edici sözler sarfetmiş.

    Uğur Dündar’ın hayatta en değer verdiği şey olan ‘meslek ahlakı’ ‘temiz gazetecilik’ özelliğine, onun ‘dürüstlüğüne’ ‘onun bu konuya verdiği öneme’ parantezli ünlemli, alay eden, iftira eden bir twit atmış.

    İşte böyle!
    Bana dokunmayan alkol yılanı bin yaşasın diye diye, sonunda alkol yılanına yem oldu.

    Belki de alkol yüzünden en değerli yoldaşını, Türkiye’nin en sevilen adamını, şerefi için yaşayan bir meslektaşını kendine haksız yere düşman etti, bunu yaparken de kendini tüm Türkiye’ye rezil etti.

    Bakalım bu sefer ders alacak mı?

    Bakalım bu sefer dürüstlük, kalbinde kazanan taraf olabilecek mi?

    Tabii işin içinde bizim bilmediğimiz bazı kıskançlık olayları da varmış, ama hangimizin yok ki?

    Sonuçta bu acı olay içkinin eseri ve Funda Teyze’nin bu konuda vermeye çalıştığı ders, çok gaddar bir şekilde olsa da yerini buldu diye düşünüyorum.

    Yılmaz kardeşim, artık bana öğretmenim diyebilirsin. :D

    Allah’ın izniyle benim öğretme niyetim ve ara ara aklıma gelen o ‘anlasın, niye anlamıyo’ şeklindeki manevi çırpınışlarım, 9 ayda, Allah’ın izni ve yardımı ile yerini bulmuş.

    Artık uyanan uyansın, uyanmayan uyanmasın.

    Benim açımdan bu ders yerini bulmuştur.

    Herkese selamlar, sevgiler, Uğur Dündar’a da geçmiş olsun.

  6. Funda Teyze
    17:58, 22 Haziran 2021

    Tabii yazılarımı okuyan ve öğretmeye çalıştığım konuları anlamaya çalışanlar için, bir de bu konunun çekim yasası yönlerini konuşalım mı?

    Ben bir niyet ettim. Bu iyilik yapmaya çalışan iyi ve temiz bir niyet idi.

    İçkinin kötülüğünü anlatmak istedim. Ve bu temiz kalple yapılmış niyetim, ardından attığım adımlar, (ki Allah’a sığınarak, biraz korkarak ama cesaretle attığım adımlardı onlar) ve ardından gelen sonuçsuzluk hatta daha beter bir oluşumun üzerine,(içkiye övgüler dizen yazısı) iyi niyetten kalben vazgeçmemek ve ara ara aklıma geldikçe Allah’a sığınıp tekrar iyiden, güzelden, doğrudan yana, niyet tazeleyişlerim…

    İşte bunlar bir niyetin, bir dileğin hangi aşamalardan geçerek gerçek olmasının adımları.

    Niyetim iyi idi.
    Kalbim temiz idi ve iyilikten yana idi.

    * İyi niyet güçlü ise,

    * Karşı tarafta o iyi niyete verilen cevap olumsuz dahi olsa, manevi güç sonuçta kazanıyor.

    Gönül isterdi ki, ders hafif olsun. Acı çekerek öğrenilmek zorunda kalınmasın.

    Heyhat!

    İyi niyete, temiz kalbe kafa tutmak, alay etmek, işte insanı böyle hallaç pamuğu gibi atıverir.

    Biz biz olalım, kötüye iyi demeyelim.

    Benim şahsen aldığım ders bu.

  7. Funda Teyze
    18:12, 22 Haziran 2021

    Elbette alkol ile başedebilen bir azınlık var ve onlar zaten istiyor ki, ‘herkes adabıyla içsin’ hatta derler ki, ‘kardeşim içmeyi bilmiyorsan içme ama benim içkime de karışma’

    Yani diyorlar ki biz üstün azınlık, güzel içiyoruz, içmeyi bilmeyenler kadın, çocuk dövüyormuş, bize ne? Bunun içkiyle ne alakası var?

    İşte bu şanslı azınlığın şanssız çoğunluğa olan ilgisizliği, zalimliği, gaddarlığı, suçlayıcılığı.

    İnsanlığın binlerce yıllık hastalığı.

    Nasıl içkiye toptan kötü dersin? Sen nasıl bizim eğlencemizi elimizden almaya kalkarsın?

    Ama işte meğer o üstün Yılmaz Özdil, her zaman üstün olamıyormuş, yaşlanıyormuş, kıskançlık yaşıyormuş, göz ameliyatı oluyormuş ve o da bir gün geliyor ve o şanssız çoğunluk gibi içkiyi güzel içmeyi başaramayıp, kendini rezil edebiliyor ve çok değerli ağabeyine onun en hassas olduğu konuda haksız bir şekilde hakaret edebiliyormuş.

    Yani içki içmeyi onun da beceremediği bir an geliyormuş hayatta.

    Olaylara içki tarafından hayatları mahvolan çoğunluğun gözünden bakmak nasıl bir şeymiş Yılmaz bey?

    Kendisinin şu an düştüğü çıkmazın içinden çıkmasının tek bir çaresi var:

    Diyecek ki ben hatalıymışım. İçki insana kötülük yaptırabiliyormuş. Ve içki kötü bir şeymiş, hayatları mahvedebiliyormuş hem de ne biçim bir mahvediş!

    Ve diyecek ki, ben övdüğüm, kendimi üzerinde saydığım içkiye yenildim, beni rezil etti, sizden özür diliyorum beni affedin, bir daha ağzıma koymayacağım ve her fırsatta kötülüğünü dünyaya duyuracağım!

    Lütfen bana bir sarhoş’a gösterilmesi gereken hoşgörüyü ve o ölçülü ceza veren yaklaşımı gösterin. Uğur abi lütfen beni affet, gerçekten çok üzgünüm.

  8. Funda Teyze
    18:27, 22 Haziran 2021

    İçki’yi savunan ve övenler kendilerine Atatürk’ü örnek alırlar.

    İçki’nin kötülüğünü bilenler de Atatürk’e bu sebeple düşman kesilirler.

    Kardeşim, herkesin kusuru olabilir. Atatürk’ün de hatası, kusuru olabilir, hatta belki derdinden içiyor da olabilir.

    Onu kusursuz görmeye çalışmak da yanlış, onu bir kaç kusuru yüzünden kötü görmek de yanlış.

    Atatürk hepimiz gibi bir hayat yaşadı ve bu hayatı herkesin hoşuna gitsin, ya da siz onu sevesiniz diye yaşamadı. Onun da ağrıları, acıları, kalp kırıklıkları, çaresizlikleri, hataları, kusurları vardı.

    İçki bunlardan biri olabilir.

    Ama bu ondan nefret etmemizi de gerektirmez. Size bu kadar iyilik yapmış, memleketi düşmanlardan kurtarmış, camilerin kiliseye dönmesine engel olmuş birisini bir kusuru sebebi ile yok saymak nankörlüktür.

    Diğer taraftan onu melek gibi görmek arayışı ile onun içkisine de kusursuzluk özelliği yakıştırmaya çalışmak, ‘içki iyi bir şey, o da içiyordu’ demek de yanlış.

  9. Özlemi
    19:36, 22 Haziran 2021

    Sevgili Funda Hocam,nasıl hayretle okudum yazılarınızı. COK ŞÜKÜR 9 ay çok uzun gibi gelse de bir bebek de anne karnında 9 ayda tamamlamiyor mu gelisimini?Manevi anlamda ettiginiz dua ve niyetler yerini bulmuslar zamanı gelince.Allah en dogruyu bilendir. Ibretlik yazilariniz için teşekkür ederim. Atatürk ile ilgili guzel anlatiminiz ve cok duyduğum ben adam gibi iciyorum onlar da öyle icsin kardeşim sözlerini söyleyenlere ne guzel bir cevap olmuş. Sizi kutluyorum niyetiniz iyi olunca Allahtan da, mesajlar geliveriyor dogru zamanda :D iyi ki benim de ögretmenimsiniz

  10. Funda Teyze
    20:49, 22 Haziran 2021

    :D Valla ben artık hayret etmeyi bıraktım, Özlemi arkadaşım.

    Bu tür oluşlar hem çok şükür hem de biraz maalesef hayatın ve Allah’ın değişmez kanunlarından. (Biraz maalesef, çünkü ne de olsa Yılmaz Özdil olsun, Uğur Dündar olsun, ülkemizin değerli insanlarından, gönül isterdi ki derslerini daha acısız alsınlar.)

    Sonuçta, en azından biz dersimizi alalım, ayağımızı denk atalım, iyilik, doğruluk ve güzellik için yaşayalım. İyiye iyi, kötüye kötü diyelim ve Allah’ın tüm o iyi, güzel, doğru ve harikulade kanunlarına kafa tutmayalım.

    Sağ olasın, var olasın Özlemi arkadaşım. Tüm meşguliyetine rağmen yazılarımı, yorumlarımı okuduğun ve öğrenme, gelişme, ilerleme ve temizlik yapma hevesini her zaman taze ve ilk günkü gibi canlı tuttuğun için.

    Sen de iyi ki benim arkadaşım, temizlik yolunda yoldaşımsın. :D 2k

  11. Funda Teyze
    21:32, 22 Haziran 2021

    Tabii arada bazı alakasız insanlar siteme uğrayıp az biraz bir şeyler okuyup, sonra da diyorlar/diyebilirler ki:

    ‘Vay vay vay Funda Teyze, demek sen bir niyet ediyorsun, sonra da şöyle şöyle, böyle böyle oluyor ha? Haydi bakalım göster marifetini, ülkeyi yediler bitirdiler, et bir niyet de kurtarsana hepimizi.’

    Bu konuya vereceğim cevabı iyi dinleyin, iyi okuyun.

    Maalesef sol kesimin tüm bu karmaşa içerisinde, tüm bu talan içerisinde dahi beceriksiz bir şekilde iktidara gelememesinin sebebi, kimilerinin dediği gibi Türk milletinin aptallığından değil. Türk milleti aptal değil.

    Önümüzde iki seçenek var.

    Birisi diyor ki, ben bunlardan daha az çalarım, ama beraberinde karınızı da, kızınızı da, namusunuzu da çalarım, dininizi de çaktırmadan yok sayarım. Geleceğinizi mahvederim, çocuğunuzu çoluğunuzu itkopuk yapar, açar soyar, cıbıl cıbıl gezdiririm, serbest ilişkileri, hamileliği ilkokullara indirir, ve bunu modernlik, gelişmişlik göstergesi yaparım. Bir de kusura bakmayın, biraz eğitimliyimdir, havalıyımdır, kendimi hepinizden üstün sayarım. Açlık fakirlik neymiş, ben size para dağıtamam, ama robot teknolojisine geçerek gelecekte bir ihtimalle çoluğunuza çocuğunuza iş bulurum. Ama o zamana kadar aç mı kalacaksınız, e olacak o kadar, ben balık vermem, balık tutmayı öğretirim.

    Diğeri de diyor ki, gerçekte veya görünüşte biraz dindarım, biraz namus bilirim, biraz aile bilirim, elbette çalıp çırparım ama kim çırpmadı ki, evet biraz çok çalıyorum ama size de yediriyorum az biraz, hiç yoktan iyidir. Onun için siz siz olun bana oy verin.

    Şimdi siz vatandaş olsanız, ben çalmam ama dininizi ailenizi, namusunuzu hırpalar, yok ederim, sizi de aç bırakırım yok öyle bedava para, diyene mi oy verirsiniz yoksa namusunuzu, dininizi, kültürünüzü az biraz korurum, karnınızı da az biraz doyururum diyene mi oy verirsiniz?

    Funda Teyze olsanız, hangisinden kurtulmak için niyet edersiniz?

    Herhalde ikisinden de.

    Ancak bu vesile ile ben kendi niyetlerimi gözlemlediğimde görüyorum ki, şahsen ben ikisine de manevi destek verir duruma düşüyorum çünkü birini dizginlemek için diğerine ihtiyacımız var.

    Ah bir dileyebilsem,

    ALLAH’IM, kurtar bizi ikisinden de!!!!

    Duy feryadımı!!!

    Sen her şeye kadirsin ey Rabbim!!!!

    Kurtar ülkemizi tüm bu rezillerden, ama lütfen biri diğerine üstün gelmesin, biri diğerini yok etmesin yoksa halimiz harap.

    Ya ikisi de yok olsun, ya da birbirlerini yesinler.

    Bir de benim çok özendiğim bir şey var. Şöyle 10 partili koalisyon ile yönetilsin ülkemiz diliyorum. Çünkü böylece hiçbiri fikirlerini ülkemize empoze edemez, biz de işimize gücümüze bakabiliriz.

    Bizim bilmemizi istemiyorlar ama çoğu başarılı Avrupa ülkesinde ve bütün Orta Doğu’ya kafa tutan İsrail’de devamlı koalisyon hükümetleri oluyor ve halk refah içerisinde yaşıyor. Çünkü kimse fazla kımıldayamıyor, ne çalabiliyor ne ülkenin ahlak görüşünü ilerletmeye (!) çalışıyor.

    Allah’ım bize de böylesini ver!

    3, 5 veya 10 partili koalisyon hükümeti diliyorum Allah’ım!!

    Tek parti istiyorlar ki, istediklerini yapabilsinler ve kimseyi ikna etmek zorunda kalmasınlar.

    Ancak halkın, milletin iyiliği için, koalisyon olmalı ki, hepsi birbirini hizada tutsun, dengelesin, kimse sapıtıp azmasın.

  12. Funda Teyze
    21:55, 22 Haziran 2021

    Bu arada her ne kadar onun da ayranını içmeden uyumadığını biliyor olsak da, Uğur Dündar, son günlerde bize, hepimize inanılmaz ve harikulade bir erdemi öğretti.

    GÜVENMEK

    Maalesef güvenmek konusu sadece çapkın kocalarına güvenen kadınlar konusunda açıldığı için, insanların kalbinde biraz lekeli bir durumda.

    Uğur Dündar bize GÜVENMEK konusunu nasıl öğretti?

    Bir kaç gün önce konu açıldığı için, Fatih Altaylı hakkında, onun mesleki ahlakını överek konuştu ve ona olan güvenini şöyle ifade etti:

    (aklımda kaldığı şekliyle)

    ‘Ben Fatih’i bir paraya el atarken görsem, kendi gözüme inanmam’ dedi.

    Bu söyleyiş beni düşüncelere sevketmişti, güzel ve yerinde bir güvenin nasıl olması gerektiği konusunda bir ders almıştım kendime.

    Bundan bir kaç gün sonra Yılmaz Özdil olayı olunca, bu olayda da GÜVENSİZLİĞİN ne kadar yanlış olduğunu gördüm.

    Uğur Dündar Türkiye’ye meslek ahlakı, dürüstlük, yoldaşlarına sahip çıkmak, ezilenin yanında olmak, ezilene, çaresize yardım etmek ne demek, tüm hayatı boyunca bize göstererek öğreten bir kişi.

    Sen çık, güvensizliğin en alt tabakasında, kanıtsız, soruşturmasız, arayıp sormadan, çamur at.

    Uğur Dündar, yine tekrar etti, birisi Yılmaz için ahlaka sığmayacak bir iş yaptı dese, ben ona güler geçerim, biraz daha ısrar etse, onu bir güzel paketler gönderirim, dedi.

    Yani GÜVEN konusunu bize tekrar öğretti. Bize tekrar sevdirdi.

    GÜVEN ne kadar güzel bir erdem, yerinde ve doğru olduğu zaman.

    Bence eğer Yılmaz Özdil, içki konusunu da dahil ederek, dürüstlük ve içtenlikle özür dilerse, Uğur Dündar onu affedecektir diye düşünüyorum.

    Ancak acaba o bu özrü dileyebilecek mi?

    Ve Uğur Dündar da içkinin kötülüğünü görebilecek mi?

    Her halükarda, Uğur Dündar ülkemizin nadir yetiştirdiği, çok değerli bir gazeteci. Size güveniyoruz Uğur ağabey!

  13. Funda Teyze
    15:58, 23 Haziran 2021

    Rakıya övgüler dizen kişi, sarhoş olup çocuğunu, karısını döven her babanın günahına ortak olur.

    İçkiye övgüler dizen kişi, sarhoş olup kızına tecavüz eden her babanın günahına ortak olur.

    Sarhoş kavgasında en yakın arkadaşını öldürenlerin günahına da ortak olur.

    Her gün azıcık azıcık içerken fırtanılı bir dönemde (ki kimin hayatında fırtınalı bir dönem yok ki) alkolik olup, hayatı mahvolan herkesin çektiği acıya suç ortağı olur.

    Bir bardaktan bir şey olmaz deyip de, serserilerle gecelik ilişkiler yaşayan genç bayanların kaybettikleri kendine saygının hırsızı olur.

    İçki yüzünden koskoca bir ülke canım liderini kaybettiğinde, o ülkenin başına gelen her kötülüğün suç ortağı olur.

    Dağılan ailelerin, ağlayan annelerin, çocukların, pişmanlıktan yerin dibine geçen babaların, hapishanelerde pişmanlıkla içi yanan hayatı mahvolmuş herkesin acılarının suç ortağı olur.

    Herkes kendi sorumluluğunu alsın diyerek, kötülüğü görüp de susanlar da, kör şeytandır.

    O körlük de ameliyatla düzelmez. Ancak pişmanlık dolu bir kalp ile, Allah’a içtenlikle edilecek o tövbe kurtarır ve açar o gözleri….

  14. Funda Teyze
    16:33, 23 Haziran 2021

    Yazdıklarımı okuyup, bugün yeni farkınlıklar da eklerken, yepyeni ve harikulade farkındalıklara ulaştım!!! 8O 8O 8O

    Allah’ın izni, yardımı ve lütfu ile, hep merak ettiğim ama bilemediğim, yine Allah’a sığınıp, belki bir gün anlarım diyerek okuduğum, Yusuf suresindeki, Yakup peygamberin kör olan gözlerinin, nasıl ve neden kör olduğu ve daha da önemlisi, Yusuf’un gömleğinin gözüne sürülerek NASIL ve NEDEN gözlerinin tekrar açıldığı konusunu anladım.

    Tabii Özdil’in gözlerinin katarakt olması ve yukarıdaki farkındalıkta yazdığım içkinin kötülüğünü görmezden gelen kör şeytan’dır ifadesi, aniden jetonların tıngır tıngır düşmesine sebep oldu.

    Sizlere de taze taze anlatayım.

    Yakup baba, yakışıklı oğlu Yusuf’u, diğerlerinden üstün görüyordu. Yusuf gerçekten de daha iyi bir insan olabilir, fakat Yakup babanın duyguları, biraz dış görünüş ve yakışıklılık hayranlığına bulaşmış durumdaydı.

    Gömlek teması bu durumun Kuran’daki ifadesi idi.

    Vücudun bir kılıf olduğu, bir gömlek olduğu ve vücuda olan hayranlığın aslında bir gömleğe olan hayranlık olduğu şeklinde bir takım gerçeklerin anlatımı için kullanılan bir örnek.

    Ardından, Yakup baba çok sevdiği bu oğlunun kana bulanmış gömleği ile karşılaştı ve Yusuf’u kaybetti. Büyük bir acı ile Allah’ sığınarak yıllar geçirdi.

    Bu arada gözü katarakt oldu. Bu aslında, oğlunun yakışıklılığına bakarken, gözleri ile bu yanlışı yapıyor olması sebebi ile, bir bakıma günah için kullandığı bu aracı kaybedişi idi.

    Aradan geçen yıllar ve Allah’a sığınışlar ertesi, bir gün Yusuf’un gömleği geldi ve gözüne sürülünce gözü tekrar açıldı.

    Burada aslında o gözü açan, Yakup babanın yanlışı ile yüzleşmesi.

    Yani yanlışını ifade eden o gömleği gözüne sürmesi, onun günahı ile yüzleşip, tövbe etmesinin ifadesi.

    Çünkü tövbe ederken, günahımızı en yakınımıza getirir, içine girer, her yerine bakar ve tabiri caizse, yüzümüze gözümüze süreriz.

    Övgüler olsun bu konuyu da harikulade bir şekilde anlamamızı sağlayan Allah’a.
    Övgüler olsun sonsuz bilgisinden bize de armağanlar sunan Allah’a.
    Övgüler olsun örneklerle, ne de güzel anlatan Allah’a.

    Övgüler olsun.
    Övgüler olsun.
    Övgüler olsun.
    2k

    Allah istediğini herkesin anlayacağı şekilde açıkça söyler.

    İstediğini de o gerçeklerle yüzleşmeye hazır kalplerin anlayacağı şekilde söyler.

    Şükürler olsun.
    Şükürler olsun.
    Şükürler olsun.
    2k

  15. özlemi
    14:58, 24 Haziran 2021

    Sevgili Funda Hocam ne güzel farkındalıklar ne güzel bilgiler gelmiş yine sizden.

    Benim de anlamamı sağladınız teşekkür ederim. Tabii bir zamanlar koalisyon ile yönetilen ülkemizin o dönemlerini düşündüm. Çok iyi şeyler hatırlamıyorum ama belki de bunlar da oyunun bir parçası ….
    Ama yazınızda Türk halkının aptal olmadığını yazdığınız kısımda bir rahatladım. Bazen endişelerim oluyordu çünkü :D

  16. Funda Teyze
    08:54, 25 Haziran 2021

    Maalesef, özür dileyemedi.

    Yanlış anlaşıldım, ve üstüne bir de hakarete uğradım diyerek, işi kıvırtmaya kalktı.

    Evet, biz de aptaldık.

    Ancak araya giren dostlar, ve büyüklük bende kalsın diyebilen, sevgili Uğur Dündar, bu yalanı yutmuş göründü.

    Tabii sarhoşluk konusu tamamen örtbas edildi. Sanki öyle bir şey yok.

    Bu durum bana, sarhoş babanın, çocukların önünde anneyi dövmesi ve sonra annenin ailenin birliğini ve çocukların moralini, psikolojisini korumak için, çocuklara barışmış ve affetmiş rolü yapmasını hatırlattı.

    Sarhoş baba, Yılmaz Özdil, ayıldı ama hala pişkin, hala haklı, suç annede, beni yanlış anladı, diyor.

    Mağdur ve masum anne, Uğur Dündar, ne yapsın sineye çekecek ama kalbi soğudu bir kere ve büyük bir ihtimalle ilişkileri asla eskisi gibi olamayacak.

    Tabii unutmayalım, anne de o kadar masum değil, gitti başka bir adama, İsmail Saymaz, canım cicim yaptı. Sarhoş babamız, böyle bir şeyi kaldıramaz, bilmesi lazımdı.

    E çocuklar da çeşit çeşit.

    Kimisi hemen inandı, yanlış anlaşılma var, sarhoş baba haklı, anne yanlış anlamış.
    Kimisi kol kırılır yen içinde kalır, barışın bakayım, aferin diye mutlu oldu.

    Bana sorarsanız, annenin kalbi hala kırgın ve gerçekten barışmış falan değiller.

    Anne de belki içkinin bu olaydaki rolünü hiç önemsemek istemedi, çünkü kendisi de içkiyi modernlik ve özgürlük sembolü olarak görüyor.

    Fakat bu yanlış bakışı, onun kalbinin sonsuza dek küs kalmasına sebep olacak belki de, ve problemin asıl kaynağını görmezden geldiği için, benzeri olaylar hayatında sürekli tekrar edecek.

    İşin aslına bakarsanız, Yılmaz Özdil’in zaten biraz sert ve saldırgan bir karakteri vardı. Uğur Dündar’a da bu sertlik ve saldırganlığı sergilediği zaman, bunu içki sebebi ile değil, kendi sert karakteri sebebi ile yaptığını düşünmek bana da kolay geliyor…

    FAKAT, sonra diyorum ki kendi kendime, evet o sert bir insandı, fakat az çok sınırları vardı, az çok saygısı vardı.

    İşte İÇKİ o saygıyı, o sınırları ortadan kaldırıveriyor.

    Evet, karakterinde var sertlik ancak, sarhoşken sergilediği sertlik, onun doğal sertliği değil, o içkinin eseri.

    Bu Yılmaz’ı suçsuz yapmıyor ama suçunun derecesini ve türünü değiştiriyor.

    Ve nereye yoğunlaşmamız gerektiğini gösteriyor.

    İçkili araba kullanmak nasıl yasaksa, bence içkili hayat yaşamak da yasak olmalı.

  17. özlemi
    16:08, 25 Haziran 2021

    ”İşin aslına bakarsanız, Yılmaz Özdil’in zaten biraz sert ve saldırgan bir karakteri vardı. Uğur Dündar’a da bu sertlik ve saldırganlığı sergilediği zaman, bunu içki sebebi ile değil, kendi sert karakteri sebebi ile yaptığını düşünmek bana da kolay geliyor…

    FAKAT, sonra diyorum ki kendi kendime, evet o sert bir insandı, fakat az çok sınırları vardı, az çok saygısı vardı.

    İşte İÇKİ o saygıyı, o sınırları ortadan kaldırıveriyor.

    Evet, karakterinde var sertlik ancak, sarhoşken sergilediği sertlik, onun doğal sertliği değil, o içkinin eseri.

    Bu Yılmaz’ı suçsuz yapmıyor ama suçunun derecesini ve türünü değiştiriyor.”

    Bu çok anlamlı açıklamanız Sarhoşken insanların gerçek duyguları ortaya çıkıyor diyen ve bunu iyi bir şey olarak görenlere de güzel bir cevap bence. Siz ne dersiniz?

  18. Funda Teyze
    18:45, 25 Haziran 2021

    Aynen katılıyorum sana Özlemi arkadaşım.

    İçkiyle kişinin gerçek yüzünün ortaya çıktığını, o sebeple içkinin kabahatinin olmadığını düşünmek, çok yaygın bir içkiyi hoşgörme aracı.

    Halbuki biraz düşününce, azıcık aklımızı çalıştırınca, bunun yanlış olduğunu görüyoruz.

    3 kadeh içki ile gerçek yüz ortaya çıkıyorsa, 10 kadeh ile daha gerçek yüz mü ortaya çıkıyor?

    İnsan beynine zehir akıtıp da ona abuk sabuk hareketler yaptırmak gerçek yüz mü oluyor?

    Peki alkolünki gerçek yüz ise, uyuşturucununki hangi yüz? O daha mı gerçek?

    Kaç defa içki içip karısını döven bir kişinin ertesi gün ‘oh be işte ben, bu benim gerçek halim’ dediğini duyduk?

    İçki beynin ağrı ve sıkıntı ölçen merkezini bastırıyor. Doğru ve ölçülü karar veren yerleri de dengelerini kaybediyorlar.

    Bunun gerçek yüz kavramı ile ne alakası var?

    Azıcık içki, ister insanın gerçek yüzünü ortaya çıkarsın, ister sağlığa faydalı olsun, ister insanları eğlendirsin, içki yüzünden yuvalar dağılıyorsa, insanlar birbirlerini, çocuklarını, karılarını dövüyor, kavga ediyorsa, tecavüzler oluyor, pişman olunan ilişkiler yaşanıyorsa, insanlar katil oluyorsa, kendilerine olan saygılarını kaybedip, pişmanlıklar yaşıyorsa, insanlar alkolik olabiliyorsa, içki kötüdür. NOKTA

    İşte bu zaten Kuran’ın yorumu.

    Diyor ki, onda size bir fayda olabilir fakat zararı çok çok daha fazladır, o sebeple siz siz olun uzak durun.

  19. Funda Teyze
    18:58, 25 Haziran 2021

    Özlemi arkadaşım,

    Demişsin ki:

    Tabii bir zamanlar koalisyon ile yönetilen ülkemizin o dönemlerini düşündüm. Çok iyi şeyler hatırlamıyorum ama belki de bunlar da oyunun bir parçası ….

    Evet, iyi hatırlamıyoruz, çünkü politikacılar hep şikayet eder ve kötü der.

    Ben tesadüfen Türkiye’nin büyüme istatistiklerini gösterip, koalisyon zamanlarında en çok büyümenin gerçekleştiğini gösteren bir yazıdan öğrenip şaşakalmıştım. Diğer ülkelere de bakınca bunun doğru olduğunu anladım. Yoksa ben de hepimiz gibi koalisyonu kötü bir şey sanıyordum.

  20. Funda Teyze
    19:15, 25 Haziran 2021

    Türk milletinin aptal olmadığı konusunda şunu da söyleyeyim,

    Sağ ve sol kesim, milletin tepesine bir eşkiya gibi çıkmışlar ve soruyorlar:

    Ya malını ver ya karını, kızını, dinini.

    Türk milleti de diyor ki, benim karım, kızım, dinim, maldan daha değerli.

  21. Funda Teyze
    19:24, 25 Haziran 2021

    Bu durumda diyebiliriz ki, asıl suçlu sol kesim.

    Neden aile ve dine saldırıyorlar?

    Neden o ‘hayat tarzı’ dedikleri ‘modernlik, gelişmişlik’ dedikleri, yozlaşmışlığa bizi ittirmeye çalışıyorlar?

    Evet yozlaşmışlık.

    Serbest ilişkiler, dinin zayıflaması, aile kurumunun dağılması, aile dışı çocukların ve ilişkilerin artması, içki ve uyuşturucuya gösterilen aşırı tolerans (hatta övgüler dizmek)…

    Tüm bunlar tarih boyunca yozlaşmışlık göstergesi iken, çöken toplumların, yok olmaktan bir önceki adımlarını yaşayan toplumların işareti iken, bunu modernlik ve gelişmişlik saymak ASIL APTALLIĞIN TA KENDİSİ!

    Türk mlletine aptal diyorlar, asıl kendileri aptal.

    Çocukken ben de ne kadar umut beslemiştim sizin için.

    Eğitimli, pırıl pırıl insanlar ülkemizi geliştirecekler demiştim. Hatta ben de kendimi onlardan saymıştım.

    Heyhat!

    Allah bana gerçekleri gösterdi, çok şükür.

  22. Funda Teyze
    20:22, 25 Haziran 2021

    Tabii bazen bir nokta gelir, ülke ekonomisi alavere dalaverelerle o kadar kötüleşebilir ki, halk o kadar fakirleşebilir ve işsizlik o kadar artabilir ki, insan ‘Yeter artık, al karımı kızımı, dinimi, bu yoksulluk canıma tak etti.’

    İşte sol kesim oy alabilirse ancak bu şekilde oy alabilir, yoksa millet sonunda onların değerini anladığından değil.

    Millet kalben biliyor kimin kim olduğunu.

    Hani derler ya, denize düşen yılana sarılır misali, biz de bazen yılana sarılmak durumunda kalabiliriz, Allah bizi kurtarsın.

    Keşke denize düşmesek, keşke yılanlara sarılmak zorunda kalmasak.

  23. Funda Teyze
    21:20, 25 Haziran 2021

    Yazdıklarımı tekrar okurken bir farkındalık daha oldu daha doğrusu bir soru…

    ‘Tüm bunlar tarih boyunca yozlaşmışlık göstergesi iken, çöken toplumların, yok olmaktan bir önceki adımlarını yaşayan toplumların işareti iken, bunu modernlik ve gelişmişlik saymak ASIL APTALLIĞIN TA KENDİSİ!’

    Peki ama koskoca profesör Emre Kongar, bu kadar tarih okumuş, toplumları incelemiş, bu gerçekleri NASIL göremiyor?

    O tatlı kalın gözlüğü acaba bu körlüğün bir göstergesi olabilir mi?

    Bence olası tek cevap var bu soruya, bir insanı ancak 2 konu bu kadar kör yapabilir.

    1- Din ve yine din diyebileceğimiz din düşmanlığı.
    2- Aganigi

    Bunlar bir kişiyi tamamen kör edebilecek, ona en iyi bildiği şeyleri unutturabilecek, ona gözünün önündeki şeyleri göremez hale getirtecek, onu bile bile ateşe yürütebilecek GÜÇLÜ duygular ve konular.

    Tek çaresi bu konularda bilinçli ve ahlaklı olmak.

    Ki bu bile yetmeyebilir. Allah hepimizin yardımcısı olsun.

  24. Funda Teyze
    08:31, 26 Haziran 2021

    Ben de artık Uğur Dündar gibi bu konuyu kapatmak istiyorum ancak işte gönül istiyor ki azıcık uyanış görelim, azıcık anlayış, olayları, gerçekleri kavrayış görelim.

    Okumayacaktım ama belki bir ipucu vardır uyanışın diye Yılmaz Özdil’in 25 Haziran tarihli ‘Hediye’ yazısını okudum ki ne göreyim…

    Eee Allah’a akıl üstünlüğü yapmaya çalışan her zeki kör şeytanın başına gelen yine gelmiş.

    Aklı sıra, ‘siz beni taşa tuttunuz asıl ne önemli konular var Türkiye’de’ diye gerek bizim gibi bu konuyu konuşanları, gerek Uğur Dündar’ı gizli gizli eleştiriyor hala.

    O hakaretini edecek, iftirasını atacak, biz cevap verip savununca, diyor ki, ‘ne konuşup duruyorsunuz, ülkenin ne dertleri var!’

    Hem sarhoş, hem pişkin!

    Oysa ki içkiye övgüler dizen kişi, sarhoş araba kullanıp çocukları, insanları, hayvanları öldürenlerin günahına da ortak olur.

    İşte böyle kendi günahını bize de hatırlatmış oluyor Yılmaz Özdil.

    Şahsen ben içkiye övgüler dizerek kendisinin de ortak olduğu günahları yazarken bunu unutmuşum, Allah ona yazdırıvermiş ve bize kendisi hayırlatıyor günahını.

    Övgüler Allah’a.

    Hediye’yi de Allah sevgisiyle sarmalasın, cennetine alsın.

    İnsanların adaleti işlemeyebilir ancak Allah’ın adaletinde zerre yanlışlık bulamayız.

    Elbet adalet zamanı gelecek ve bir hardal tanesi kadar da olsa günahımız da sevabımız da önümüze getirilecek.

  25. Özlemi
    16:23, 27 Haziran 2021

    Hatırladığım koalisyon hükümeti yönetimlerinde sizin de yazdığınız gibi hükümet ortakları sikayetciydi. Şimdi anliyorum ki halk değil baştakiler illa ki kendi istedikleri olsun diye rahatsız oluyorlarmış. TABİİ onların bu istediklerini gerçekleştirmeleri için türlü türlü kavgalar etmeleri ellerinde ki kitaplari birbirlerine firlatarak erken seçim diye tutturmalarina şaşırmamak lazım

Yorum Yaz

Bu site, çok sevgili ve değerli ÖĞRENCİLERİM ve öğrencim olmak isteyen bayanlar için hazırlanmıştır.

Funda Teyze'nin öğrencileri kimler?:

Funda Teyze'nin öğrencileri:
** Akıl ve kalp merkezli,
** Hayatın 8 parçasını seven, sevmek isteyen,
** Hayatının her parçasında başarı isteyen,
** Hayatının her parçasını takdir etmeyi, teşekkür etmeyi bilen ve seven,
** Bir hatasını, yanlışını farkedince, bunun üzerinde ısrar etmeden azim ve kararlılıkla vazgeçmeye, hep iyiden, güzelden, doğrudan yana olmaya kararlı ve niyetli,
** Ve en önemlisi de, öğrenmeyi çok ama çok seven,
** doğru öğretmeni bulduktan sonra, hayatının her parçasında da olduğu gibi öğretmenine de sadakat gösterebilen,
** Allah'ı seven,
** Allah'ın da onu ve herkesi çok sevdiğini bilen,
** Anne veya anne olmak isteyen,
** Mutlu ve huzurlu bir aile kurmak isteyen,
** Mutlu, huzurlu, sağlıklı, bolluk ve bereket içerisinde bir hayat isteyen,
** Hayatının 8 parçasında hayırlı uğurlu işler yapmak isteyen,
** Türk hanımları.

Hayatımızın 8 parçası derken, hemen hatırlatayım, hayatın vazgeçilemez 8 parçası şunlar:
1- Kişinin kendisi,
2- Ailesi,
3- Arkadaşları, ülkesi,
4- Tüm insanlık,
5- Tüm canlılar,
6- Tüm fiziksel evren,
7- Ruhlarımız,
8- Allah.

Beyler ve öğrenci olmaya niyeti olmayan bayanlar da tabii ki okumak isterlerse okuyabilirler ancak yorum ve sorularınızı kabul edemeyeceğimiz ve cevap veremeyeceğimiz için lütfen kusura bakmayın.

31 Aralık 2011 tarihi itibariyle artık, rumuzlu yorumları kabul edemiyoruz.

Harikulade yorumlarınız bizim için çok değerli. Bu sebeple, hayatın her hangi bir parçası için sevgisiz, saygısız, iyiden, güzelden, doğrudan yana olmayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Aynı şekilde özel cevap isteklerini de karşılamam artık mümkün olamıyor. Anlayışınız için teşekkür ederim.

Lütfen yorumunuzda, okuyanlara ve güzelim Türkçemize olan sevgi ve saygınızı da, imla kurallarına elinizden geldiği kadar dikkat ederek gösterin.

Çok çok teşekkürler, çok çok sevgiler,

=======================
Çekim Yasası Öğretmeni
Ve Harikulade Dileklerin Funda Teyzesi
=======================

Not:
Harikulade dilekler derken kastettiğimiz hayatın 8 parçası için hayırlı, uğurlu, faydalı, güzel dilekler. Hayatın 8 parçasından birini veya daha çoğunu yok farzetmeyen, zarar vermeyen, iyi, güzel, doğru dilekler.
Hepimize kolay gelsin. :D

No trackbacks yet.

Mesaj gönder!
Loading...