Allah’tan HARİKULADE bir bayram hediyesi:
En Yukarıdaki Duygular ve Onların En Alttaki Sahte Benzerleri

Dün akşam, Ramazan’ın son günü, iftar ertesi, günlük şükrümü yazıyordum. :)

Allah’tan harikulade bir lütuf gerçekleşti ve bu şükür, harikulade bir farkındalığa, akıl ve kalp açıklığına ve YILLARDIR öğrencilerime anlattığım YUKARIDAKİ DUYGULAR-AŞAĞIDAKİ DUYGULAR hakkında, onların nasıl birbirlerine benzediği ama aslında ÇOK FARKLI olduklarına dair bir farkındalığa ve harikulade bir görsel tabloya dönüştü. (Yukarıdaki resim. :D)

Bu tabloyu, yıllardır yapmak istiyordum ama o hassas benzerliklerin adlarını tam olarak koyamıyordum. Ve işin gerçeği şu ki, tablo henüz tam da değil. :)

‘İlgi-Dikkat’ ve ‘Tedirginlik-Nefret’ arasında daha pek çok duygu ve ruh hali mevcut. Bu vesile ile o tabloyu da ilk fırsatta yapabilmeyi ve bu DUYGULAR- RUH HALİ çizelgemizi tamamlamayı Allah’tan dileyerek, önce dün akşamki şükrümü buraya getireyim, ardından da, ince bazı detayları ve ek gelen farkındalıklarımı yazayım. :D

******************************************************

4 Temmuz 2016 Pazartesi Maraton’un 1370. günü
Ramazan 29. ve son günü

Ramazan ne çabuk geçiverdi.
Affet Allah’ım orucumu tutamadığım günleri.
Kabul et elimden geleni.Kuran’ı yavaş yavaş ve anlaya anlaya okuyarak geçen bu günler için şükürler olsun.
Her gün hazırladığım Kuran ayetleri gönderileri için şükürler olsun.

İnsanların dili bilmemelerine rağmen neden Arapça okumak istediklerini de anladım.
Çünkü maalesef senin söylediklerini duymak istemiyorlar.
Senin istediğin, ‘yapın veya yapmayın’ dediğin şeyleri yapmak ya da yapmamak zor geliyor.
Anlamadan okursak isteklerimizden, nefsimizin bizi sürüklediği şeylerden sorumlu olmayız sanıyorlar.
Cahil kalırsak sorumlu da olmayız sanıyorlar.
Tabii onların cahil kalmasını isteyenler de var.
İnsanların Allah ile arasına girmek isteyenler de var.
Eğer insanlar anlamadan okursa, bu kişiler dini, istedikleri gibi şekillendirebiliyorlar.
Herkes kafasında oluşturduğu dini yaşayabiliyor, yaşatabiliyor istediği gibi.
Herkes anlamadığı, şarkımsı bir çeşit sözleri hipnotize olmuş gibi okuyup veya dinleyip, istediği gibi duygulanabiliyor.
Ve o duyguları bazı yüksek ve gerçek duygularla karıştırabiliyorlar, aynı sanabiliyorlar.

Oysa ki, GERÇEK HUŞU, aynı zamanda akıl ve kalp açıklığı, biliş, ve büyük bir farkındalık da içeriyor.
Uykuda gibi değil.
Gerçek huşuya ulaşırken, kişinin Allah’ın sözleriyle yüzleşerek temizlik yapması, utanması, sıkılması, düşüncelere dalması, itirazlar hissedip, ama yine de anlayıp, tövbe etmesi vazgeçmesi, hatta geçmişinden utanması ve geleceğini iyi-güzel-doğru kararlarla şekillendirmesi gerekiyor.

Yani Kuran’ı anlayarak okumak, bir farketmek, bir temizlik, ruhi bir çırpınış, ruhi bir gelişme, büyüme, anlama, farketme olayı.
Anlamadan okuyup, meditasyon yapar gibi huzurlara veya hissizliklere dalma işi değil.
Kuran’ın amacı şarkı gibi huzur vermek değil.
Kuran’ın amacı Kuran’da ne yazıyorsa o.

Düşünmek, ibret almak, ders almak, tövbe etmek, temizlenmek, vazgeçmek, iyiyi-güzeli-doğruyu bulmak ve benzeri şeyler.

Yüksek ve gerçek duyguların, aşağıda da benzerlerinin olması ne ilginç:
***************************
Yukarıda huzur, aşağıda tutuculuk, daha aşağıda hissizlik ve hiçlik,

Yukarıda Allah’ın mucizeleri, ruhun güçleri, çok çok aşağıda gizemcilik.

Yukarıda yeni bir hayata başlamanın, hayatını değiştirmenin, yeni ve harikulade bir gelecek yaratmanın coşkusu, mutluluğu ve heyecanı, çok çok aşağıda ilişkilere takıntılı insanların, sanki her gün yeni birine aşık oluyormuş gibi, kendilerinin bile anlayamadığı heyecanları, coşkuları.

Yukarıda hayırlar ve mutluluklar getiren, zenginlik, mutluluk, hayır, sevgi hazineleri bulmanın o heyecanı ve bayram coşkusu, aşağıda ise yemek yemenin, mal yığmanın o gerçek mutluluğa erişemeyen ama kişiyi gittikçe büyüten, hantallaştıran zevki.

Yukarıda güzel, kaliteli, hayırlı işler yapmanın, hayranlıklar toplayan onurlu ve estetik duygusu, aşağıda, içi boş kavramlarla, el kol hareketleri ile, güzel kelimeler kullanarak, kelimelerle oynayarak kendini yüce zannetmenin, hayırsız olsa da her yaptığının kendine güzel görünmesi ve ortada güzel bir sonuç olmasa da, işin içinde göstermelik şekilci güzellikler olduğu için kişinin kendini bir şey zannederek yaşayıp gitmesi. (Mesela Kuran’ı duvara çok estetik ve güzel bir kap içinde asmak, ya da anlamadan duygulanarak okumak gibi. İnsanların modaya uyma veya tamamen zıt gitme merakı. (cool deniyor.) Bir camia oluşturmak ki, edebi anlamda her şey harika, imla hatası yok, diyagramlar kusursuz, hareketler tiyatrovari, fakat içinde ne gerçek bir mesaj var, ne gerçek bir katkı var, ne de hayırlı olmak için bir çırpınış var.)

Yukarıda üretmenin güzel amaçlara ulaşmakta olmanın coşkusu, aşağıda ise çabalamanın, uğraşmanın sıkıntı dolu bir yerlere varışı.

Tabii bu aşağı nokta, yukarıda verdiğim aşağı noktaların daha üstünde ve onların iyilerinden. Oldukça kabul edilebilir bir hayat tarzı ve aklen kalben kişi yine de iyi durumda. Çünkü aşağıya indikçe kişinin durumu kötüleşiyor, ve kötüleştikçe kişi DAHA BÜYÜK SAHTE mutluluk kaynaklarına sarılmak zorunda kalıyor. Yemek yemekten mutlu olamayan kişi, ilişkilere kayıyor. İlişkilerde dahi mutlu olamayan, gizemde bütün evrenin sırlarını öğrenmeye kalkıyor, büyücülüğe yakınlaşıyor. Gizemde ve büyücülükte mutluluğu bulamayan, dertlerini unutamayan kişi, meditasyon ile HİÇ olup, hayatın var oluşun da üzerine çıkmaya çalışıyor.

Kişi ne kadar çok düşerse, o kadar daha da büyük yalanlara sarılıyor.
Çünkü mutsuzluğunu ancak onlar dindirebiliyor.

Zaten bu yalanları kabul edebilmek için de o kadar düşmüş olmak gerekiyor.

*******************************

Allah’ım yardım et biz o gerçek ve yüksek duygulara ulaşabilelim ve yaşayabilelim.
Koru bizi onun benzer ama sahte ve aşağıda olanlarından.
Aklımızı kalbimizi aç.
Anlamadığımız, ne dediğimizi bilmediğimiz bir şekilde dua etmekten de, namaz kılmaktan da, Kuran okumaktan da, dinlemekten de bizi koru.
Bizleri bilinçli, uyanık, özü sözü bir, içi dışı bir, aklı kalbi sözü, işi, adımları, hareketleri, amaçları, niyetleri kararları TEMİZ kullarından eyle, Allah’ım.

Biz diledik, rica ediyoruz Allah’ım.
Lütfen.
Lütfen.
Lütfen.

******************************************************

NOTLAR VE FARKINDALIKLAR:

Evet, EN YUKARIDAKİ duyguların çok benzer ama SON DERECE ZITTI duygular, durumlar ve ruh halleri EN ALLTA mevcut. Ve çoğu insan, neredeyse hepimiz, herkes oralarda dolaşıyor maalesef. Ya da oralara kısa veya uzun süreli inmemiş, düşmemiş insan bulmak çok zor.

Peki insan NEDEN ve NASIL aşağıya düşüyor?

1- Ya birisi onu eziyor, üzüyor, ona hayatı cehenneme çeviriyor. Ki çoğunlukla bu şekilde aşağı düşülüyor.
2- Ya da kişi içinde bulunduğu nispeten yüksek seviyeyi, hatalarla, boşvermişliklerle, cahillikle harcayıp, çoğu zaman başkalarını üzerek, yaşanılamaz hale getiriyor ve kendi kendini aşağıya itiyor.

Koru bizi Allah’ım hayatımızdaki bizi aşağı iten zalimlerden de, kendi cahilliklerimizden de.

Peki ÇARE NE? Bu çizelgeyi NASIL kullanacağım?

Çare, sevgili arkadaşım, içinde bulunduğumuz duygu-düşünce durumunu, ruh halini FARKETMEK ANLAMAK, Allah’a sığınmak ve yüzümüzü yukarı dönmek.

Yani yukarı çıkmak için elimizden geleni yapmak.

Bu çizelgeyi de farkındalığa ulaşmak için kullanabiliriz.

Mesela diyelim, kendimizi DÜŞÜN-DÜŞÜN-DÜŞÜN KURMAK seviyesinde bulduk, orada olduğumuzu farkettik.

1- Hemen Allah’a sığınıp şükredelim. (Çünkü bunu farketmek bizi daha da aşağıya inmekten kurtaracak. Eğer farketmeseydik ve devam etseydik, bir aşağı, sonra bir aşağı, sonra bir aşağı seviyelere düşüyoruz otomatik bir şekilde.)

2- Bizi o seviyeye indiren bir olay olmuş olması lazım. Yani bizi oraya iten. Genellikle bu bir başkasının sözü, hareketi oluyor ama bizim eski veya yeni bir temizlik kapımızı tetikleyen, açan herhangi bir şey, olay, haber de olabilir. Yani bir temizlik kapımızın açılmış ve bizim onu halletmemiş olmamız lazım, bu seviyeye düşebilmek için. Bu sebeple HEMEN o temizlik kapımızı bulalım, sorumluluk alalım ve temizleyelim.

3- Huzur ve bilmek, coşku, neşe ve benzeri yukarıdaki duygulara ulaşana kadar temizlik yapalım, bazen benzer bir temizlik, benzer bir temizlik kapıları ardı ardına açılabilir, yılmadan, usanmadan, her açılan temizlik kapısının hakkını verelim. Ta ki huzur ve bilmek, coşku, neşe ve benzeri YUKARIDAKİ duygulara çıkana kadar. Ve bunu kutlamayı da ihmal etmeyelim. :D

(Bu kutlamaları ben de çok severim biliyorsunuz, bana da yazarsanız beni de sevindirirdiniz. :D  ’Çok şükür bu paylaştığım farkındalıklarım başkalarının da işine yarıyor, onlar da mutlulukla kullanıyorlar Allah’ın izniyle’ diye ben de hem sizin için HEM DE kendim için bir kutlama yapsam ne güzel olur, değil mi? :D)

KENDİNİ EZME!!!

Bulunduğumuz seviyeyi çoğunlukla çocukluğumuzda, gençliğimizde farkediyoruz.

Mesela kişi yemeğe olan düşkünlüğünü farkedebilir, veya ilişkilere olan merakını farkedebilir, estetiğe, şekle, elbiseye, dış görünüşe olan merakını farkedebilir. Fakat ruhun yapısını ve özelliklerini bilmediği için, nefsine de zalim olmaktan çekinmediği için, kendinde yakaladığı bu seviyeyi, kendini azarlayarak, kendini ezerek bastırarak ortadan kaldırmak yoluna gidebilir. Zannedebilir ki, ruhi zayıflıklar, azarla, kızarak kendini bastırarak halledilebilir. Halbuki bu yaklaşımın sonucu kişinin daha da aşağıya düşmesi oluyor.

Örnek olarak yemekle sorunu olan insanların, nedense genelikle rejim, diyet vs konuları ilişkilere yaklaşmak için kullandıklarını görüyoruz. Yani yemek seviyesini ezen, ilişkiler seviyesine düşüyor. (Bakınız tablo)

Estetik merakını ezen kişi, yemek alemine düşüyor. Ya hayatı yemek yemek veya pişirmek etrafında dönüyor, başka her şey ona boş geliyor, ya da aklı para biriktirmek, mal mülkle uğraşmak konularına yoğunlaşıyor.

Düşün-Düşün-Düşün kurmak konusunda kendini ezmeyi seçen bir kişi, kendini daha aşağı seviyedeki dış görünüş, toplumun kaliteli olarak kabul ettiği yaşam tarzlarına uymak, şık olmak, şık bir aile oluşturmak, resim, müzik, bale, spor gibi dış görünüşün çeşit çeşit açılımlarına yöneliyor.

Eğer onu da ezse, daha da aşağıda yemek ve mal mülkten ibaret bir hayatı temel alan, toplumda önem verilen ama insanı ruhi açıdan körelten ve hiç bir zaman hayatın özünü teşkil etmemesi gereken uğraşılara sabit olarak yönelecek.

Veya ilişkiler alanında yoğun ve aktif bir gençlik yaşamış bir insan, bunun yanlışlığını farkedip kendini ezmeye kalktığında ister istemez kendisini, sahte, yalan, şekilci bir evlilik yapmaya, yani bayansa kişimiz, kendinden genç, hoş birisiyle içi boş bir evlilik yapmaya meyilli hissediyor ve kendini o seviyeye indirmiş oluyor.

Eğer o seviyede de kendini ezer ve temizlik yaparak, sorumluluk alarak, kendini yukarıya çıkarmazsa, o seviyede başarısızlıklar yaşayıp, ben bunu yapamıyorum derse, aniden kendini hayatın gizemlerine meyilli hissediyor. Fal kitapları, rüya tabirleri, gizli gizli büyü kitabı okumalar, hatta çekim yasasını arayıp, Funda Teyze haricindeki diğer evren, melekler vs taraflarına yönelebiliyor. (Mini not: Bana da bu sebeple gelen çok ama umduklarını bulamıyorlar tabii ki, çünkü ben onların aşağı düşmelerine aracı olmayı da, seyirci kalmayı da reddediyorum.)

Eğer kişi kalbinde bu tür bir gizeme merak, bir meyil olmasına rağmen aldığı eğitim, ve çevresindeki kültür sebebi ile cinlere, perilere de dalamıyorsa ve kendini böyle bir şeyle uğraşırken kabul edemiyorsa, bir alt seviye hazır orada bekliyor, sevgili arkadaşlarım! Meditasyon, yoga, hiçlik ve benzeri uğraşılara tam gaz gidiyor.

Peki tekrar sorayım, kendimizi ezmeden, NASIL bulunduğumuz seviyenin zararlarından korunacağız, yukarı çıkacağız ve İYİLİK yolunda ilerleyeceğiz????

Seviyeni başarıyla bırakıp bırakamayacağın belli olmadığı için, öncelikle seviyenle savaşmayı kes. Bir ömür boyu beraber olabilecekmiş gibi, belli bir terbiye ve anlayış çerçevesinde seviyeni ahlak çerçevesinde yaşa. Hayat çırpınarak yaşanmıyor. Herkesin işi gücü var. Herkes kim olduğunu bilmeli ve onu en iyi şekilde kullanarak kendisine ve etrafına bir mutluluk kaynağı haline getirebilmeli.

Kişinin kendisini değiştirmeyi bilmediği halde kendisiyle savaşması elbete bir iç çelişki ve herkese zararı olan sürekli bir iç kavga. Bunu ne kendimize ne de çevremize yaşatmayalım.

Mesela yemek yemeye düşkünsek, yemek konusunda uzmanlaşalım, yemek konusunda ustalaşalım, elbette aşırı yemek yemeyelim ama yemek konusunun helal bütün mutluluklarında uzman olduğumuzu, olabileceğimizi bilelim. Kendimizi beğenmemezlik etmeyelim, suçluluk hissetmeyelim yemek konusuna olan ilgimiz için. Ama bu ilgiyi hayırlı uğurlu bir şekilde güzel tarifler, güzel doğum günleri, güzel bayram veya iftar yemekleri, aile toplantıları, sağlıklı yemek çeşitleri gibi zaten herkesin istediği, sevdiği o mutluluk kaynağına dönüştürelim. Maalesef çoğu bu seviyedeki insan, kendini ezerek, yemek pişirmekten, tarif bakmaktan, uygulamaktan kaçıyor, ustalaşması gereken bu konuda daha da kendini aşağı itiyor ve bir aşağı seviyedeki ilişkiler ve onların eklentisi olan, çekici olmak, güzel olmak, alımlı olmak gibi konuları baş tacı ediyor, yüceltiyor. Halbuki onlar hem daha aşağıda hem de ruhunu ezmesi, ruhunu ilişkiler dünyasına daldırması gerekiyor, üzerine bir de diyet, rejim, açlık, egzersiz eziyet derecesinde gelince kişi gerçekten ilişkilere düşüyor ve oraya yapışıp kalıyor.

Mesela alttaki şekil, güzellik, boş estetik seviyesindeki bir kişi, eğer bunu bir mutluluk kaynağına yönlendiremezse, kendisini hayal aleminde boş şeylerle uğraşan, kitaplar, resimlerle uğraşan bir kişi olarak görüp, daha da gerçekçi olayım deyip, yemek pişirme, yemek yeme, mal mülk sahibi olma seviyesine kendini itiyor. Halbuki, doğru kullanıldığında düşük estetik seviye doğru yönlendirilebilirse, kişiye ve ailesine çok güzel bir hayat yaşatabilir, o kişinin evinde, güzel çiçekler, resimler, güzel sofralar, güzel bahçe, okulda başarılı, güzel evlatlar gibi hiç de küçümsenmeyecek, toplumda oldukça kabul gören, kişiye ve herkese mutluluk getiren bir hayat tarzı yaşatabilir. Evlatları, arkadaşları, insanlar onu hareketleri, sözleri ve her şeyiyle hayata mutluluk ve güzellik katan bir insan olarak görürler.

Elbette bu insanın biraz içinin boş olduğunu, biraz şekilcilik, yüzeysellik olduğunu bilirler ama hayatta çok daha kötü seviyeler olduğu için, çevresine üzüntüler saçan insanlar olduğu için, bu seviye kabul edilmesi gereken ve EZİLMEMESİ gereken değerli bir durum. Bakmak, görmek ve bu şekilde bir değerlendirmede bulunmak, güzeli çirkini, doğruğu yanlışı, uyanı uymayanı bakışla, gözle ayırt edebilmek çok değerli bir yetenek. Bu yeteneğin ruhi bir düşüş sebebi ile abartılı ve yoğun olarak kullanılması, örnek olarak bir hayat tarzı haline gelmesi, veya zeka yerine ilk bakışta yargılamanın kullanılması gibi aşırılıklar dahi, o kadar da kötü bir şey olmayabiliyor. Düşünen ama yanlış düşünen çoğunluk insanlar arasında, düşünmeyen ama doğru bakan bir insan çok daha başarılı oluyor.

Elbette güzellik ve hoşluk arayışındaki kişi, oldukça güçlü bir kişilik ve doğru yönlendirilmesi gerekiyor. Bu kişinin güzelliği, bale ve sanat gibi tüketim, medya, içi boşluk, eğlencelik, vakit geçirmecelik, hayallere dalmacalık gibi bir yön, hedef ve kullanımdan alınıp, ahlakta, ruhi temizlikte, iyilikte, yardımseverlikte, onurda bulmaya yönlendirilmesi, yüzünü Allah’a ve onun etrafındaki güzelliklere dönmesi, onu ruhi olarak kendini ezmeden yükselten bir hayırlı yola iletilmesi demek.

Bu da eğitim demek. Doğru eğitim demek.

Mesela estetik çocuğumuzu bale veya Fransızca okuluna göndermektense, vatanına milletine faydada yarışacağı, ERDEMLER kazanacağı bir okula göndermek o çocuğun güzellik arayışını doğru yöne yönlendirmek olacaktır. Fransızca okumuş, bale yapmış, vücudunun zayıflığına, güzelliğine dikkat etmiş ama, ERDEMLERDE, TEMİZLİKTE, DİNDE, AHLAKTA, ALLAH’A YAKINLIKTA güzellik arayışını kullanmamış bir insan, Kuran’ın ifadesiyle, evet hoş gövdeli oluyor, güzel konuşuyorlar, estetik konuşuyorlar, ama dışı güzel kumaş kaplı içi boş kütük gibi oluyorlar.

Neden içi boş? Çünkü her şey sadece dışta ve görünüşte.

Ve neden kütük gibi? Çünkü erdemsiz güzellik eninde sonunda çirkinliğe dönüşüyor.

İşte bu konuyu anlatan o ayet:

İkiyüzlüler (münafikun) Suresi
4- Onları gördüğünde gövdeleri hoşuna gider. Bir şey konuşsalar sözlerine kulak verirsin. Onlar birbirine dayandırılmış keresteler/Hint kumaşı giydirilmiş kütük parçaları gibidirler. Her bağırtıyı aleyhlerinde zannederler. Düşmandır onlar; sakın onlardan! Allah onları kahretsin! Nasıl da aldatılıp döndürülüyorlar!

Ve gelelim ilişkilere takılmış kalmış ruhi seviyeye.

Bu kişiler, ya yemek yemek seviyesinden yeni düşmüş olabilirler, kilo problemleri ile beraber ilişkiler konusunda bir yoğun ilgi geliştirmişlerdir, ya da yeni düşmemişlerse, artık yemek yemek konusunda bir problemleri de olmuyor, hatta açlığa kolay dayanabilmeleri ile övüne de biliyorlar. Fakat bu durumda, bu seviyenin alt tarafı da artık belirmeye başlamış oluyor ve kusursuz evlilik ve gizem merakı kişide ciddi olarak baş gösteriyor.

Peki bu seviyede kendimizi ezmeden, NASIL yukarı çıkacağız?

Birincisi bu seviyenin bize medya, arkadaşlar, kitaplar, çevre, sorunlu ana-baba, filmler, şarkılar tarafından ZORLA benimsetildiğini bilelim ve gönlümüz biraz rahat olsun.

Biz aslında o seviyenin insanı değiliz. GERÇEKTEN o seviyede olsak, yaşadıklarımızın haddi hesabı olmaz. Eğer sen de arkadaşım, biraz platonik havadaysan, yaşanımların biraz az, ama genelde platonik isen, sana bu seviye, kötü bir arkadaş, sorunlu bir anne-baba veya aile, kötü bir çevre veya medya tarafından çuval gibi, kılıf gibi geçirilmiş ve sen de farkındasın ki, çıkmak için çırpınıp duruyorsun.

Bu durumda, kötü arkadaşlardan uzaklaşmak, bizi bu yola iten, binbir laf ve sözle bizi bu seviyeyi yaşamaya zorlayan kimselerle aramıza mesafe koymak çok önemli. Bu şekilde GERÇEK kendimize dönebilir ve kolaylıkla yukarı çıkabiliriz diye düşünüyorum. Evet çıktığımız seviye ilk etapta yemek yemek olabilir, dış görünüş merakı olabilir, düşünce alemi olabilir. Ama hepsi yine de ilişkiler aleminde karmaşa ve kaybolmuşluk yaşamaktan daha iyidir, inan.

Özetle doğru arkadaşlarla, doğru insanlarla takıl, gerçeğini bulursun ve mutlu olursun.

Peki ama ya biz o seviyeye çevre etkisiyle değil de, KENDİMİZ yapışıp kalmışsak???? Bu durumda ne yapacağız?

1- Bu yaşadığımız zayıflığın çevremize ve topluma zararı olmasın diye, reklamını yapmayacağız, etrafa çapkınlık promosyonu yapmayacağız. Yeni yetişen nesillere bu işi sevdiren konuşmalar yapmayacağız. Bu bizi günahın büyüklerini işlemekten korumuş olacaktır.

2- Mükemmel, kusursuz evlilik arayışının, yani harika genç bir doktor veya benzeri mesleklerdeki koca, veya milyarder bir kayınpeder, harika bir ev, harika bir elektiklenme, ve insan ötesi bir hava, insanı kanatlandıran bir evlilik vs. vs. vs. gibi beklentilerin, bizi fazla mutsuz etmesine izin vermeyeceğiz.

Bu arayışın içten gelen bir arayış olduğunu kabul etmekte büyük fayda var. Bundan vazgeçmeye kendimizi zorlamayalım ve önce kendimizi böyle kabul edelim. ANCAK, bu kabul edişle birlikte, bu arayışın düşük başarı şansı olduğunu tatlı tatlı kendimize benimsetmekte ve ‘olmadı olmadı, olmuyor, olmuyor’ diye yıllar boyunca kendimizi üzmemekte büyük fayda var.

Eğer sen de bu durumdaysan, yıllar boyu kendini ümitsiz bir çabalama, itme, kakma, zorlama, ‘ha oldu, ha olacak’ diye duygusal olarak daha da hırpalama, sevgili arkadaşım.

‘Evet benim beklentilerim yüksek, ben böyleyim. Ve bu işin olması zaman alabilir belki de hiç olmayabilir’ diye kabul ederek, hayatını Allah’a sığınıp, başka hayırlı meşgalelerle değerlendirip, bu enerjiyi hayırlı kanallara aktar ve bu sayede bu bekleyişi ve arayışı tatlı, mutlu bir hale getir.

Seni ‘evlen evlen’ diye sıkıştıran akraba ve arkadaşların varsa, ya onlara güzel bir cevap vererek sustur, ya da onlarla mesafeli olarak seni mutsuz etmelerine izin verme. Çünkü bu amacının bu beklentinin uzun sürebileceğini biliyorsun ve hayatını hayırlı, mutlu ve güzel yaşamak istiyorsun, değil mi?

Ve işin ilginç yanı, kişi Allah’a sığınıp, kendini üzmeden, enerjisini hayırlı kanallara yönlendirdiği zaman, pek çok insandan ÇOK DAHA hayırlı, çok daha sevaplarla dolu bir hayat yaşayabilir, herkes evlenmek zorunda değil, herkes hayatını aynı yaşamak zorunda değil, herkesin istisnaları, özel durumları, beklentileri olabilir.

Yeter ki, kendimizi ezmeyelim, hayatın 8 parçasına zarar vermeyelim, bu işin reklamını yapmayalım.

Bu şekilde huzurlu ve mutlu hayatımızı yaşarsak, Allah büyük, o dilek, o beklenti, harikulade bir şekilde gerçek olabilir, yeter ki kişi ‘olmadı olmuyor’ diye kendisini paralamasın.

Ve gelelim ‘Düşün-Düşün-Düşün Kurmak’ seviyesine.

Birincisi bu seviye bir altın madeni olabilir, eğer doğru yönlendirilirse, sevgili arkadaşım, çünkü düşünme merakı, düşünmeye meyilli olmak, düşünmeye yatkınlık, hayatın her alanında bir çok başarının anahtarı olabilir.

Eğer HANGİ konuda düşüneceğimizi DOĞRU seçersek, düşünmek dünyanın en hayırlı işlerinden. Seni tebrik ediyorum bu seviyede olduğun için.

** 1 dakika düşünmek, 10 dakika veya 100 dakika çalışmaya eşdeğer. Akılsız başın cezasını ayaklar çeker diye bir atasözümüz var ya, hani.:D
** Düşünmek sorumluluktur.
** Düşünmek plan yapmaktır.
** Düşünmek,kafamızda yönetim kurulu toplantısı düzenlemektir, ciddi doğru kararlar vermek için şarttır.
** Düşünmek geleceği görmektir.
** Düşünmek geçmişten ders çıkartmaktır.
** Düşünmek bildiklerini tekrar hatırlamaktır.
** Düşünmek hayat bilmecesini çözmektir, herkes kendi yeteneğince.
** Düşünmek bir iç hesaplaşmadır.
** Düşünmek iç alemimizde bir temizliktir.
** Düşünmek neredeyse Allah ile baş başa kalmaktır, niyet edersek.
** Düşünmek maddi alemden manevi aleme bir yöneliştir.
** Düşünmek insanı hayvandan ayıran, birinci belki de tek yetenektir.

Düşünmeyi bu kadar övdükten sonra, şunu da söylememiz lazım ki, elbette gereksiz yere çok düşünmek, anlamsız, olumsuz, hayırsız, cevabı bulunamayacağı belli, hani derler ya bir deli kuyuya taş atmış, 40 akıllı çıkaramamış, gibi, harekete geçmek gerekirken veya vazgeçmek gerekirken hala düşünmeye devam etmek gibi, hatalı kullanımları da olan bir şey düşünmek.

Bu seviyede yoğunlaşmış bir ruh, eğer doğru uğraşılarla veya doğru bilmecelerle yaşarsa, o uğraşıları hayırlı sonuçlara ulaştırabilecek, o bilmeceleri güzelce çözebilecek ve dünyaya hayırlı faydalı bir kişi olarak hayatını yaşayabilecektir.

Fakat eğer bu kişi, doğanın hayatın ona sunduğu dertleri, mesela sorunlu bir eş, sorunlu bir evlat, veya sorunlu bir anne veya sorunlu bir baba, veya sorunlu bir ülke, şehir, gibi, elimizden geleni yapıp gerisine katlanmamız gereken, ya da tek çözümü katlanmak veya bırakıp gitmek olan, üzerinde FAZLA düşünülmemesi gereken, çözümsüz bilmecelere yoğunlaşırsa, o zaman sonu hiç bir yere varmayan yollarda, düşünme yeteneğini, düşünme merakını İSRAF etmiş oluyor.

Bir sorunun çözülmesi zeka artı gücün bir araya gelmesi ile mümkün. Sadece zeka ile veya sadece güç ile, her problem çözülebilir diye bir şey söyleyemiyoruz. Bu sebeple mantıksal olarak her şeyi düşünerek çözebiliriz diyemiyoruz. Güç gerekiyor olabilir.

Ve unutmayalım ki, bu seviyenin ilginç bir özelliği, hiç bir şeyin aslında GERÇEKTEN bir dert olmaması!

Kişi çok zeki olduğu için, önemli bütün dertler zaten çözülüyor, geriye sadece kişinin bir şey olsa da düşünsem diye bulduğu, veya onun gücünü veya zekasını biraz aşan, düşünmesi zevkli, çoğunlukla da aslında kendisinin değil, BAŞKASININ derdi olan bir konuyu, çocuklukta veya gençlikte kendi derdi gibi görmesi sonucu üzerine aldığı yapay bir dert.

Kısacası dert bahane, amaç düşünmek.

Çünkü gerçekten derdi olsa, çözer onu. Hatta çözümler de ortada ama kişi, ‘yok öyle yapmayayım, böyle yapayım’ gibi ilginç yöntemlerle konuyu düşünmeye devam ediyor.
O dert bitse, başka şey bulacak düşünecek, TAAA Kİ, o enerjiyi, o seviyenin yoğun ilgisini hayırlı uğurlu, ve bir sonuca ulaşan, faydalı bir yolda kullanmaya başlasın.

Kitap yazabilir.

Araştırma yapabilir.

Faydalı, hayırlı uğurlu bir icatta bulunabilir.

Kısacası bu yeteneğini çok güzel, hayırlı ve mutluluk getiren yollarda harikulade bir şekilde kullanabilir. Ve bu sayede de yukarı çıkabilir.

Fakat unutmayalım ki, DÜŞÜN DÜŞÜN DÜŞÜN seviyesi, hayatın ortasında, hayatın gerçeklerinin TAM ORTASINDA bir seviye. Bizim düşünme yeteneğimiz var diye, kimse bize gelip de ‘Gel sen düşün, ben seni ünlü yapayım, ya da sana para vereyim’ demez. Eğer bu yeteneğimizi kullanmak istiyorsak, BİZİM sorumluluk alıp, bu yeteneği kanalize edip, gerek iş başvurusu, gerek kitap yazma, gerek internet sayfasından insanlara seslenme şeklinde YOĞUN ÇABA göstermemiz lazım.

Bilmem anlatabiliyor muyum? Bu seviye insanın beyaz yakalı hayatının (yani iş hayatının) ta kendisi.

Kitabımızı yazıp, 50 yayın evine gönderip, hepsi tarafından reddedilip, 51. başvuruda bastırmaya da hazır olmamız gerekli.

Ya da işimizi, uğraşımızı KENDİMİZ yaratıp, bu şekilde yeteneklerimizi değerlendirmemiz gerekli, ki bu başkasının yanında çalışmaktan çok daha fazla emek isteyebilir.

BU MAKALE İÇİN SON SÖZ :)

Çözüm sevgide, sevgili arkadaşım.

Senin iç aleminde dahi çözüm sevgide, inan!

ÇOK DÜŞÜNMÜŞ bir Funda Teyze’den bu öğüdü al. :D

Kendini sev.

Kendini ve çevreni yalanlardan ve günahlardan koru.

Hayırlı uğurlu uğraşılara yönel.

‘Huzuru ve Bilmeyi’ amaç edin.

Kendini geliştirmeyi, toplumu takip etmek ve herkese uymak sanma.

Onayını, Allah’tan, aklından ve kalbinden al.

Zirvede, cennette, yukarıda buluşalım mı? :D
2k

Bir anlayış ve keşif daha!!! (Ki anlayış ve keşiflerin sonu, sınırı olmuyor, çok şükür!)

Toplumlar, büyük bir zekaymış ve marifetmiş gibi, insanlara hep bir alt seviyeyi bir çözüm olarak hatta bazen bir manevi terapi olarak öneriyorlar.

Mesela çok düşünmeye yoğunlaşmış bir kimseye, hemen onun altındaki seviye olan, sanatla, resimle, müzikle uğraşması tavsiye ediliyor. Sen biraz resim yap, müzik dinle, fotoğraf çek gibi tavsiyeler geliyor.

Veya sanat, müzik, resim seviyesinde olan bir kişiye, dertlerine çözüm olsun diye, bırak bu işleri düzgün iş güç sahibi ol, ekmek paranı kazan, para biriktir, ev al, mala mülke önem ver deniyor. Evet sanki haklı bir çözüm gibi ama kişinin ruhunun ezilmesi ile sonuçlanıyor. Halbuki insan estetik seviyede de bir hayatı idare edebilir, bir yuva sahibi olabilir. Helal para kazanmak için kendimizi ezmemize gerek yok.

Kilo problemi olan, yemek yeme seviyesindeki bir kişiye, ilişkilerin reklamı ve hatırlatması çok yapılıyor. ‘İnce olsan, çekici olsan, ne güzel olur, karşı cins seni beğenir’ şeklinde açık kapalı tavsiyelerde bulunuluyor.

İlişkilerdeki bir insana da, yuva kurması konusunda baskı yapılınıyor ve o insan da alışkanlıkları sebebi ile, ancak SÜPER BİR EŞ ve KUSURSUZ bir yuvada rahat edebileceğini düşündüğünden, hemen bir alttaki seviyeye düşürülmüş oluyor.

Ve bunu aramakta ama bulamamakta olan kişilere de büyü, fal, gizem ve benzeri şeyler öneriliyor. ‘Sen yapamıyorsun, olmuyor, çünkü üstünde büyü var’ gibi yalan yönlendirmelerle kişi bir alt seviyeye itilmiş oluyor. Zaten büyü de bu, kişiyi öyle olmasa da öyle olduğuna inandırmak.

Gizeme kalbi yatkın büyük halk kitleleleri hocalarla, falcılarla meşgul olurken, bundan sıkıntı duyup çözüm arayanlara, uzaklaşmak isteyenlere de, hemen oracıkta, bir aşağıda bulunan, HİÇLİKTE HUZUR sunan seviye tavsiye ediliniyor ve insanlar meditasyon ve yoga gibi süper kaliteli şeylerle uğraşıp kendilerini iyice, VAROLMANIN HUZURUNDAN ve BİLMEKTEN hem onun gibi görünüp, hem de 180 derece zıttı olan en alttaki seviyeye, hiçlik ve saklanmaya itilmiş oluyorlar.

Dünyanın en fakir, 30.000 bin ile 30 milyon arası tanrı sahibi olan, haksızlığın adaletsizliğin, zenginlik ve fakirliğin tüm uç noktalarının, fütursuzca ve alenen bulunduğu ve ‘sen hakettiğin için fakirsin, hakettiğin için sürünüyorsun’ diye bir de yüzüne söylenip, aşağılandığı, yardım edilmediği bir ülkeden alınan DİN, bizi başka nereye getirebilirdi ki, sevgili arkadaşlarım?

Tamam, kendi ülkemizi bazen beğenmiyoruz, batıl inançlara batmış görüyoruz da, yoganın meditasyonun geldiği ülkenin, BATILIN DA BATILINA, yalanın da yalanına batmış olduğunu nasıl göremiyoruz?

Ama işte bu çizelge bize tüm bu konuları ÇOK GÜZEL anlatıyor.

Aşağı ine ine, düşe düşe, nefsinin bir basamağından diğerine yuvarlana yuvarlana, bir ruhun nasıl da kendini HİÇ yapıp, her şeyi elde ettiğini sanabileceğini ve böylece kendini NASIL kandırdığını görebiliyoruz.

Allah dünyamızın sonunu hayreylesin!

1900′lerde başladı Batı’da Budizm’e ve onun öğretilerine, eğitim görmüş kesimdeki hayranlık.

Bunu bize hep bir gelişme olarak kabul ettirmeye çalıştılar.

Halbuki bu zenginleşen ve rahatlayan bir toplumun, şımarık bir yozlaşmasından başka bir şey değildi.

———————————-

Son sözümü tekrar edeyim,

Çözüm sevgide, sevgili arkadaşım.

Senin iç aleminde dahi çözüm sevgide inan!

ÇOK DÜŞÜNMÜŞ bir Funda Teyze’den bu öğüdü al. :D :D :D

Kendini sev.

Kendini ve çevreni yalanlardan ve günahlardan koru.

Hayırlı uğurlu uğraşılara yönel.

‘Huzuru ve Bilmeyi’ amaç edin.

Kendini geliştirmeyi, toplumu takip etmek ve herkese uymak sanma.

Onayını, Allah’tan, aklından ve kalbinden al.

Zirvede, cennette, yukarıda buluşalım mı? :D

2k

Follow Me on Pinterest Pinterest'te Takip Et!
 
Yorumlar (5)
  1. Funda Teyze
    21:15, 8 Temmuz 2016

    Bir farkındalık daha bir arkadaşımla konuşurken geldi.

    —————————-

    İnsan olmak demek, o aşağı basamaklara da ister istemez inmek demek, insan böyle yaratılmış. Hepimiz nefs denilen bizi aşağıya çeken yapıya sahibiz.

    Ve asıl aşağıya indiğimizi farkedebilmek bizi kurtaracak olan şey. :D Ne hassas işler.

  2. Sevgin
    18:33, 11 Temmuz 2016

    Bir kaç okumadan sonra bu gün bu makaleyi tekrar ve iyice anlayarak okumaya niyet ettim. Şükürler olsun gerçek duygunun ve onun karşısındaki sahte duygunun arasındaki farkı daha iyi anladım, inşallah bir temizlik saatimizde de uzun uzun konuşabiliriz Funda Hocam :D
    Emeğinize sağlık, çok çok sevgilerimle.
    :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp:

  3. Funda Teyze
    18:48, 11 Temmuz 2016

    Ooo, bu konuda konuşmayı ÇOK isterim Sevgin arkadaşım, konuşacak çok şey var. :D

    Okuduğun için çok çok teşekkürler, azmin için çok çok tebrikler. :D
    :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp:

  4. Sevgin
    21:17, 11 Temmuz 2016

    Bir diğer farkındalığımı da yazayım buraya Funda Hocam :D
    Bu aşağıdaki sahte duygular, bizi şimdi ve bu andan uzaklaştırıp otomatik pilota geçiren duygular. Şimdi ve bu anda kalmak ise dileklerimiz için, cennet için çok önemli. Şükürler olsun bizi düşüren duygulardan uyandığımız için.
    Çok güzel bir kapı bu makale ve getirdiği farkındalıklar.
    Teşekkür ederim bizimle de paylaştığınız için :D
    :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp:

  5. Funda Teyze
    20:00, 12 Temmuz 2016

    Çok doğru söylüyorsun Sevgin arkadaşım.

    Önemli olan sanki bu duyguların hayatımızı idare etmesine, biizm için hedef ve amaçlar belirleyerek, hayatımıza hakim olmasına izin vermemek, değil mi?

    Yoksa bunlar zaten nefs denilen kavramın doğal parçaları, değil mi?

    İnsan olduğumuz sürece, kısmen de olsa buralara dokunmadan yaşayamıyoruz sanki.

    Sağ olasın seninle konuştukça farkındalıklar da artıyor, ne güzel. :D
    :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp:

Yorum Yaz

Bu site, çok sevgili ve değerli ÖĞRENCİLERİM ve öğrencim olmak isteyen bayanlar için hazırlanmıştır.

Funda Teyze'nin öğrencileri kimler?:

Funda Teyze'nin öğrencileri:
** Akıl ve kalp merkezli,
** Hayatın 8 parçasını seven, sevmek isteyen,
** Hayatının her parçasında başarı isteyen,
** Hayatının her parçasını takdir etmeyi, teşekkür etmeyi bilen ve seven,
** Bir hatasını, yanlışını farkedince, bunun üzerinde ısrar etmeden azim ve kararlılıkla vazgeçmeye, hep iyiden, güzelden, doğrudan yana olmaya kararlı ve niyetli,
** Ve en önemlisi de, öğrenmeyi çok ama çok seven,
** doğru öğretmeni bulduktan sonra, hayatının her parçasında da olduğu gibi öğretmenine de sadakat gösterebilen,
** Allah'ı seven,
** Allah'ın da onu ve herkesi çok sevdiğini bilen,
** Anne veya anne olmak isteyen,
** Mutlu ve huzurlu bir aile kurmak isteyen,
** Mutlu, huzurlu, sağlıklı, bolluk ve bereket içerisinde bir hayat isteyen,
** Hayatının 8 parçasında hayırlı uğurlu işler yapmak isteyen,
** Türk hanımları.

Hayatımızın 8 parçası derken, hemen hatırlatayım, hayatın vazgeçilemez 8 parçası şunlar:
1- Kişinin kendisi,
2- Ailesi,
3- Arkadaşları, ülkesi,
4- Tüm insanlık,
5- Tüm canlılar,
6- Tüm fiziksel evren,
7- Ruhlarımız,
8- Allah.

Beyler ve öğrenci olmaya niyeti olmayan bayanlar da tabii ki okumak isterlerse okuyabilirler ancak yorum ve sorularınızı kabul edemeyeceğimiz ve cevap veremeyeceğimiz için lütfen kusura bakmayın.

31 Aralık 2011 tarihi itibariyle artık, rumuzlu yorumları kabul edemiyoruz.

Harikulade yorumlarınız bizim için çok değerli. Bu sebeple, hayatın her hangi bir parçası için sevgisiz, saygısız, iyiden, güzelden, doğrudan yana olmayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Aynı şekilde özel cevap isteklerini de karşılamam artık mümkün olamıyor. Anlayışınız için teşekkür ederim.

Lütfen yorumunuzda, okuyanlara ve güzelim Türkçemize olan sevgi ve saygınızı da, imla kurallarına elinizden geldiği kadar dikkat ederek gösterin.

Çok çok teşekkürler, çok çok sevgiler,

=======================
Çekim Yasası Öğretmeni
Ve Harikulade Dileklerin Funda Teyzesi
=======================

Not:
Harikulade dilekler derken kastettiğimiz hayatın 8 parçası için hayırlı, uğurlu, faydalı, güzel dilekler. Hayatın 8 parçasından birini veya daha çoğunu yok farzetmeyen, zarar vermeyen, iyi, güzel, doğru dilekler.
Hepimize kolay gelsin. :D

No trackbacks yet.

Mesaj gönder!
Loading...