Duygusal Bir Basamak Olarak İkiyüzlülük: Saklı Düşmanlık

İkiyüzlülük dendiğinde aklımıza hep filmlerde gördüğümüz dedikoducu veya yalancı kadınlar, adamlar gelir.

Ya da casusların yaptığı, hani o gerçek niyetlerini saklayıp gülümseyerek kurdukları kasıtlı ve planlı oyunlar, tuzaklar.

Bu oyunu politikacılar da çok oynar. Kendi çıkarı için rakibi ile el sıkışır, ona gülümser, fotoğraf çektirir, fakat bunu yüzde yüz bilinçli bir şekilde bir kandırma projesi olarak yapar.

Bazen bunu ticaret ile uğraşanlarda da görürüz. Satıcı alıcıya yalanlar söyleyebilir, ‘fabrikada kalmamış, bu elimizdeki son ürün’ diyebilir. Bu da tamamen bilinçli bir şekilde yapılan bir iki yüzlülük, yalancılık örneği.

Tüm bu saydıklarım hep kasıtla, bilinçle, bilerek yapılan, kendi çaplarında belki yüksek, belki alçak amaçlara hizmet eden iki yüzlülük örnekleri.

Şimdi gelelim DUYGUSAL İKİYÜZLÜLÜĞE.

Bu bilinçli yapılan ikiyüzlülükten çok farklı. Çünkü kişi bunu yaptığının farkında bile olmadan koca bir hayat geçirebilir.

Duygusal ikiyüzlülük, içten gelen duyguların emriyle yapılan ve hatta yapıldığının kişinin dahi farketmediği, (duyguları tarafından farkedilmesine izin verilmeyen) bir duygusal tepki.

Hayatta bunun da tabii ki yeri var.

Mesela diyelim ki, babamız çok sinirli bir insan, bizim içimizden ona tatlı ve kibar davranmamız geliyor ve bunu zevkle yapıyoruz. Ama aklımızın bir tarafında da belli belirsiz bir korku da var ki karşımızdaki insanın biraz tehlikeli olabileceğini bize maddi manevi zarar verebileceğini hafif hafif çıtlatıyor.

İşte bu duygusal ikiyüzlülük seviyesi.

Bir diğer isimle, ki asıl adıyla, buna saklı düşmanlık da diyebiliriz.

O kadar saklı ki, kişinin KENDİSİNDEN dahi saklı.

Duygu basamağı olarak bu seviyenin hemen üzerinde gizli ve açık alınganlık hisleri var. Biraz daha yukarısında yoğun eleştirel hisler var. Hemen altında ise korku ve tedirginlik gibi hisler var.

Yani aslında bu seviyeler o kadar yakın ki, birisinde çok vakit geçiren bir kişi, ister istemez diğerlerini yaşıyor.

Mesela çok eleştirel bir insan aynı zamanda çok alınganlıklar da yaşıyor, ve aynı zamanda tedirginlik ve korku da hissediyor.

Tanım olarak verirsek bu seviye, bu duygu kişiye şöyle söylüyor:
Sevil, yaran, sakın sana düşman olmasın ama hep kuşku duy, gardını al ve içini sakın açma.

Kısacası bu duygusal seviyede kişi, sevilmek ister hem de yoğun bir şekilde sevilmek ister, onay ister. Bir gruba girdiğinde ilk tepkisi herkesin sevgisini kazanmaktır ve bu sebeple rahat da değildir, tek amacı ‘nasıl sevilebilirim’dir. ‘Nasıl düşman toplamayayım, nasıl sevileyim, nasıl hayranlık ve sevgi toplayabilirim’ der fakat korkunun da yakınlarında olması sebebi ile bir soğukluk ve mesafe arayışı da hissettiği için, gösterdiği çabalar hep biraz soğuk kalır.

Başkalarının gözünde bu insanlar son derece kibar, havalı, biraz sessiz, hal hatır sormayı hiç ihmal etmeyen ama oldukça soğuk olabilen kişilerdir.

Özellikle duygularını, gerçek fikirlerini muhatap oldukları kişiden hep saklamak ihtiyacı hissettikleri için, bir soğukluk perdesinin arkasında fazla dışa açılmayan ama kibar ama havalı ama güçlü bir görüntü sergilerler. Toplumun kabul ettiği, doğru saydığı şekilde görünmeye çok büyük önem verirler.

Bunları yaparken duyguları bir vazife hissi, bir sevilme arzusu, bir yanlış yapmaktan kaçınma hissi ve hakkında olumsuz konuşulmaması ve düşünülmemesi arzusudur.

Bu tür duygular ara ara hepimizde, herkesde olur, olabilir ancak bazı kişilerde bu sürekli devam eden bir tema derecesinde güçlü olabiliyor.

Ortalama bir insan arkadaşlarıyla bir toplantıya başlarken, şimdi ne güzel konuşacağız, eğleneceğiz, ne güzel sohbet edeceğiz derken, bu insanlar bir tedirginlik, bir düzgün gözükme çabası, her an eleştirilme korkusu ve sevilme, kabul, onay elde etme isteği hissederler.

Söylemeye gerek var mı bilmem ama bu kişiler eğer erkek iseler (hatta belki de bayan) çok çapkınımsı bir hayat tarzları olur. Herkesin gönlünü çalmak isterler ama hep de mesafeli kalırlar.

Bu insanların bu ilginç gizli-saklı tavır ve sevgi arayışlarının bizim için bir önemi var:
İnsanlara karşı hissettikleri yoğun eleştirel yaklaşım ve tedirginlik sebebi ile dertlerini çözerken maalesef doğrudan iletişim kurmak hiç akıllarına gelmez.

Alakalı kişiye değil de başkalarına dertlerini söyleyebilirler ve bu şekilde arkadaş gruplarında da bir gerginlik yaratırlar.

Alakalı kişinin yüzüne dertlerini doğrudan söyleyemedikleri ve arkadan konuştukları için, bu kişiler yakalandıklarında nankör ve hain olarak algılanabilirler.

Devamlı alınganlıklar biriktirdikleri için, bir gün alınganlık küpü dolar ve üstü kapalı da olsa anlık iğnelemeler, parlamalar şeklinde bir dışavurum başgösterebilir.

Hele hele bir de fırsat bulurlarsa, kılıfına da uydurabilirlerse birikmiş alınganlıkları beklenmedik bir anda kazık atmak, hainlik yapmak şeklinde dışa vurabilirler. Bunu ne kadar üstü kapalı yaparlarsa yapsınlar, maalesef herkes tarafından durum anlaşılır ve insanlar ihanete uğradıklarını düşünürler.

Ancak bu onların sürekli hainlik yaptıkları anlamına gelmez.

Hem alınganlık küpünün dolması lazım, hem bir fırsatın olması lazım, hem de karşı tarafın zayıf bir anı olması lazım. Çünkü karşı taraf güçlü ise, korktukları için, alınganlık küpü dolsa da, fırsat da çıksa hainlik yapmazlar, ancak ve ancak, karşı tarafın güçsüz olduğuna inanmaları lazım ki, buna cesaret edebilsinler. Ve kendilerine yardım ve onay veren kimseler varsa da bu hainlik daha da kolay yapılınabilir.

Bu kişileri erken tanıyabilmemiz, anlayabilmemiz ve kendimizi koruyabilmemiz için aslında en baştan beri hep ipuçları da mevcuttur. Bunlardan biri, ara ara gelen iğneler, bir diğeri de kendilerini çok dürüst olarak lanse etmeleridir.

Beyaz yalan konusu veya sevmedikleri bir insana alttan almak veya kibarlık yapmak veya gönlünü almak kendilerine tavsiye edildiğinde, ‘ben rol yapamam’ ‘ben yalan söyleyemem’ gibi katı tepkiler verirler.

Hissettikleri korku ve alınganlıklar ortaya çıksın istemedikleri için, ve bu sebeple yaşadıkları yalanı saklamak içgüdüsü ile hareket ettikleri için, yalan söyleyebilecekleri konusunda ASLA kendilerine toz kondurmazlar.

Çünkü her insan gibi onlar da korktukları için kibar ve sevgi dolu davrandıklarını kabul etmek istemezler. Bunu kabul etmek her insan için zor olabilir.

Bu duygusal seviyenin kişinin kendisine de zararları var:
Kişiyi çok düşünmeye, çok kurmaya, eski alınganlıkları, eski dertleri hiç unutmamaya iter ve kişi başkalarına da kendisine de dürüst olamadığı için, dertleri, çaresizlikleri kendi içinde yıllar boyunca birikir de birikir. Ve kişi giderek daha çok ‘kurar’ hale gelir.

Allah yardımcıları olsun.

ÇARE:
Olayları ‘olduğu zaman’ dürüstlükle yüzleşerek, cesaretle iletişim kurarak çözmek.

Evet bu insanı korkutabilir, sonuçta rezil de edebilir, azarlanmasına da sebep olabilir, alay da edilebilir ama yıllar boyu süren bir yalanı yaşamaktan ve kur-kur-kur düşünmekten ve hayatımıza en olmadık olumsuzlukları çekmekten iyidir.

Kimse bir ömrü olumsuz şeyleri kurarak hem de hayatına harika şeyleri çekerek geçiremiyor.

Mutluluk istiyorsak, hayatımıza olumlu ve güzel şeyler çekmek istiyorsak, olumsuzlukları HEMEN iletişimle taze taze halletmemiz ve aklımızı kalbimizi güzel şeyler düşünmeye ve hissetmeye ayırmamız gerekir.

Zaten insanlarla birebir yüzleşip de heyecan içerisinde dertlerimizi beraber çözmedikten sonra, sevgimizin üzerine sevgi inşa etmedikten sonra hayatın ne anlamı var kukumav kuşu gibi kurarak ya da tavus kuşu gibi gerine gerine havalı gezerek yaşıyorsak?

Amaç, sevgi, iletişim, mutluluk, beraberlik, yardımlaşma değil mi, sevgili arkadaşlarım?

Hepinize çok çok sevgiler, güzel iletişimler, mutluluk, sağlık, beraberlik, bolluk bereket ve yardımlaşma dilerim. :D
2k

Duygu Basamakları Hakkında

Funda Teyze gururla sunar. :D

Dünyanın dört bir yanından, Japonya’dan Amerika’ya, Çin’den Hindistan’a, Alaska’dan Guam’a, Avustralya’dan Afrika’ya, en iyi kaynaklardan derlenerek hazırlanmış DUYGU BASAMAKLARININ 1. bölümünü sunuyorum.

Önce bazı önemli açıklamalar da yapayım, bu basamakları nasıl kullanacağımızı anlamak için:

1- Duygu, insanı harekete veya harketsizliğe iten, üstelik belli bir yaklaşım ve tarzı da içeren vücudun his şeklindeki iç emirleridir. Düşüncelerimiz, yoğunlaşıp belli bir sonuca vardıklarında duyguya dönüşerek tüm aklımızı ve vücudumuzu çaba göstermeye iter, ve belli bir tarzda harekete  geçirir. Kimi duygu ‘kaç’ der, kimi duygu ‘şu konuya yoğunlaş’ der. Kimi duygu ‘sev’ der, kimi duygu ‘nefret et’ der. Kimi duygu ‘kız’ der, kimi duygu ‘anla’ der. Yani çeşit çeşit.

Aşağıdaki tabloda bunları en üstten en alta, sırasıyla görebilirsiniz. (2. bölüm ayrıca gelecek.)

Tablonun sıralaması, mutluluk, başarı ve kazanım açısından kişinin yeteneklerine, kabiliyetlerine, zekasına, gücüne göre belirlenmiş. Gücü yeten insan, hem kendine hem herkese harika bir düzen kurmakla uğraşır. Ama gücü daha az ise, kendisiyle ilgili konulara yoğunlaşır. İyice çaresiz bir durumda ise kaçmaya çalışır. Kaçamazsa hissizleşip acılara katlanabilir.

2- Bu duyguların HEPSİNİN hayatta yeri var. Hepsi gerekli.

Doğru yerde, doğru duyguyu sergilemek başarının anahtarı.

Duygusuzluk da, kendi başına bir duygu ve duygusuzluğa takılmak da iyi bir şey değil.

Herhangi bir duyguya takılıp kalmak da iyi bir şey değil. En güzeli, doğru yerde, doğru zamanda, doğru duyguyu hissedip, doğru hareketi yapıp, duyguları doğru kullanabilmek.

3- Bir insanın duyguları geçmişte, geçmiş olaylarda takılıp kalmış olabilir. Örnek olarak devamlı bir öfke, devamlı bir sinir, devamlı bir alınganlık, devamlı bir hüzün, veya devamlı bir yeni şeylere başlama hevesi gibi.

Önemli olan bu takılmıştan çıkıp, BURAYA ve ŞİMDİYE gelebilmek ve duygularımızın burada ve şimdide olması ve bu şekilde burada ve şimdide başarıya, mutluluğa götürmesi.

Geçmişin acılarını hala çözmeye çalışan duygular elbete bugünün sorunlarını çözmeyecektir.

4- İnsanlar duygularını, özellikle çevrelerinde çirkin olarak algılanabilecek duygularını saklamayı öğrenirler. Fakat yine de o duygu kendini kişinin hareketlerinde, yüzünde, olaylara yaklaşımında, problemlere bulduğu çözümlerde kendini gösterir.

Mesela alıngan bir insan, ne kadar bunu gizlemeye çalışırsa çalışsın, yüzündeki donukluktan, sesindeki neşesizlikten, hafif kasılmasından, problemleri çözmek için iletişim KULLANMAMASINDAN anlaşılabilir.

5- Her insanın kemikleşmiş bir alt duygu seviyesi, bir de üst duygu seviyesi var.

Alt duygu seviyesi geçmiş acıların, yaşanımların birikimi ile kişiyi ele geçirmiş olumsuz bir his yumağı olarak kendini gösterir.

Üst duygu seviyesi, kişinin alt duygu seviyesinden etkileniyor olmasına rağmen, aklını başına toplamaya çalışarak, takdir ettiği insanlardan örnek alarak oluşturmaya çalıştırdığı bir duygular yumağıdır.

Bu iki seviye de kişide oldukça sabit bir hal alabilir. Kişi değişik duygular, değişik yaklaşımlar, değişik çözümler sergilemeyi kesebilir. Mesela bir kişi, hiç kimseyi beğenmeyerek altta nefret basamağında iken, üstte de kendisine yoğun bir dikkat, ilgi basamağını seçerek kendince nefret ettiği insanlar arasında hayatta kalmayı öğrenebilir.

6- İnsanların alt duygularını kibarlaştırarak saklamalarına rağmen o duygu basamağını görebilmek ayrı bir tecrübe ayrı bir insan sarraflığı gerektirir. Fakat insanın annesi, babası, yakınları, patronu gibi ondan çekinmeyen kimseler, bu alt basamaklarını açık açık belli edebilirler.

7- Duygu diye tanımladığımız şey, çok belli bir şey. Vücudun aklın belli bir özelliği. Bir de HİS dediğimiz şey var ki, onun tanımı neredeyse verilemeyecek bir şey, çünkü binbir çeşitlilik ve kombinasyon içerebilir.

Örnek olarak, sınavdan kötü not almış ve üzgün bir öğrencinin, yağmurda yürürken bir serçenin ötüşünü seyrettiği andaki karışık hisleri. O anın o kendine has tadı. Bu bir duygu değil. Bir his ve apayrı bir konu.

Bir diğer örnek, bir cenaze sırasında, rengarenk çiçekleri ve pembe bulutları görmek, estetiğin, renklerin, umudun, acının, hüzünün, ağlamanın o inanılmaz hisler birleşimi.

Bunlarla duygu kavramını ayıralım ki, insanların duygularını ve duygu basamaklarını rahat anlayabilelim.

Duygu basamakları hakkında daha söylenecek pek çok şey var ama bugünlük bu kadar yetsin ve daha fazla konuşmadan işte size duygu basamaklarının birinci bölümü. :D

Allah’ın izniyle, dilerim sizler de en az benim faydalandığım kadar faydalanın.

Duygu Basamakları 2. bölüm

23 Nisan 2017 Pazar

Bugün hava soğuk ve karlı ancak, Allah’ın bizlere büyük lütfu, 23 Nisan Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramımız kalbimizde çok kutlu.

Ve Allah’ın bize yine büyük bir lütfu olduğuna yürekten inandığım, Duygu Basamakları 2. kısmını bu bayram günü sizlerle paylaşabildiğim için çok mutluyum, sevgili arkadaşlarım.

Sana, bana, sevdiklerime, sevenlerime ve değerini layıkıyla bilecek herkese hayırlı uğurlu olsun.

Allah’ın izni ve yardımıyla yolumuz, yüzümüz yukarı olsun.

Hepberaber yukarı çıkalım.

Çünkü cennet yukarıda, cehennem aşağıda.

Follow Me on Pinterest Pinterest'te Takip Et!
 
Yorumlar (2)
  1. Ozlemi
    16:34, 2 Mayıs 2017

    Tabii ben de bu harikulade makaleyi okuyup duyguları anlayınca bir kez daha Allaha sığınmak en güzel doğru ve iyi yol diyerek niyetimi tazeledim.Çok çok teşekkürler öyle güzel bilgiler ki
    :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp:

  2. Funda Teyze
    22:41, 4 Mayıs 2017

    Her gün yepyeni ve inanılmaz şeyler öğreniyoruz, değil mi Özlemi arkadaşım.

    Bu farkındalık da benim için yepyeni oldu. Ben gizli düşmanlık basamağında kişinin farkında olduğunu sanırdım, meğer farkında bile değilmiş.

    Evet Allah’a sığınmak en güzeli, sığınmazsak insanlığın halinin ne olduğu zaten ortada.

    Allah yardımcımız olsun. Sağ olasın 2. defa okuduğun için, ve yorumun için. :D
    :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp: :kalp:

Yorum Yaz

Bu site, çok sevgili ve değerli ÖĞRENCİLERİM ve öğrencim olmak isteyen bayanlar için hazırlanmıştır.

Funda Teyze'nin öğrencileri kimler?:

Funda Teyze'nin öğrencileri:
** Akıl ve kalp merkezli,
** Hayatın 8 parçasını seven, sevmek isteyen,
** Hayatının her parçasında başarı isteyen,
** Hayatının her parçasını takdir etmeyi, teşekkür etmeyi bilen ve seven,
** Bir hatasını, yanlışını farkedince, bunun üzerinde ısrar etmeden azim ve kararlılıkla vazgeçmeye, hep iyiden, güzelden, doğrudan yana olmaya kararlı ve niyetli,
** Ve en önemlisi de, öğrenmeyi çok ama çok seven,
** doğru öğretmeni bulduktan sonra, hayatının her parçasında da olduğu gibi öğretmenine de sadakat gösterebilen,
** Allah'ı seven,
** Allah'ın da onu ve herkesi çok sevdiğini bilen,
** Anne veya anne olmak isteyen,
** Mutlu ve huzurlu bir aile kurmak isteyen,
** Mutlu, huzurlu, sağlıklı, bolluk ve bereket içerisinde bir hayat isteyen,
** Hayatının 8 parçasında hayırlı uğurlu işler yapmak isteyen,
** Türk hanımları.

Hayatımızın 8 parçası derken, hemen hatırlatayım, hayatın vazgeçilemez 8 parçası şunlar:
1- Kişinin kendisi,
2- Ailesi,
3- Arkadaşları, ülkesi,
4- Tüm insanlık,
5- Tüm canlılar,
6- Tüm fiziksel evren,
7- Ruhlarımız,
8- Allah.

Beyler ve öğrenci olmaya niyeti olmayan bayanlar da tabii ki okumak isterlerse okuyabilirler ancak yorum ve sorularınızı kabul edemeyeceğimiz ve cevap veremeyeceğimiz için lütfen kusura bakmayın.

31 Aralık 2011 tarihi itibariyle artık, rumuzlu yorumları kabul edemiyoruz.

Harikulade yorumlarınız bizim için çok değerli. Bu sebeple, hayatın her hangi bir parçası için sevgisiz, saygısız, iyiden, güzelden, doğrudan yana olmayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Aynı şekilde özel cevap isteklerini de karşılamam artık mümkün olamıyor. Anlayışınız için teşekkür ederim.

Lütfen yorumunuzda, okuyanlara ve güzelim Türkçemize olan sevgi ve saygınızı da, imla kurallarına elinizden geldiği kadar dikkat ederek gösterin.

Çok çok teşekkürler, çok çok sevgiler,

=======================
Çekim Yasası Öğretmeni
Ve Harikulade Dileklerin Funda Teyzesi
=======================

Not:
Harikulade dilekler derken kastettiğimiz hayatın 8 parçası için hayırlı, uğurlu, faydalı, güzel dilekler. Hayatın 8 parçasından birini veya daha çoğunu yok farzetmeyen, zarar vermeyen, iyi, güzel, doğru dilekler.
Hepimize kolay gelsin. :D

No trackbacks yet.

Mesaj gönder!
Loading...