DÜŞÜNME! BAK!

İnsanın var olduğu sürece hep peşinde koştuğu hedeflerden biri, doğru düşünmek, kendi aklının tuzaklarından ve tuhaflıklarından kurtulup doğru kararlara varmak, doğru sonuçlara ulaşmak.

Kendimizi hep doğru düşünür sansak bile, başkalarının doğru düşünmesi hedefimiz oluyor.

Aklın tuhaflıklar ve tuzakları demiştim.

Aklın tuhaflıklarından kastım:

Herkesin tuhaf bir bakış açısısı ile hayata bakması.

Mesela kimisi herkesi iyi kabul eder ve devamlı kandırılır. İkili ilişkilerden sömürülen olarak çıkar, pazarlıklarda ya da alış verişlerde kandırılır.

Kimisi de herkesi kötü ve art niyetli kabul eder. En güzel ilişkilerde bile karşıdaki kişiye kötü baktığı için kötü davranır, dürüst bir alışveriş yapmasını bilmez. ‘Herkes kötü’ diye diye diye kendisi kötü bir insan olur çıkar.

Aklın tuzakları derken, bunlar da çeşit çeşit:
Kendini zeki herkesi aptal zannetmek.
Onları dinlememek.
Her yaptığına güzel bir kılıf bulabilmek.
İyi olanın çirkin yönlerini görmek, kötü olanın da çekici, ilginç yönlerini aramak bulmak.
En olmayacak insanları hayatta örnek olarak görmek ve onları taklit etmek.

Daha örnekler çoğaltılabilir ama sanırım aklın tuzak ve tuhaflıkları derken neyi kastettiğimi anlatabildim.

Tüm bu tuzak ve tuhaflıklara rağmen gerçekleri görmek ve anlamak için, insan oğlunun en çok kullandığı yöntem uzun uzun düşünmek.

Ama bu bir kısır döngü yaratıyor. Tuhaflıkları olan akıl kendi çarpıklığını kendisi uzun uzun düşünerek çözemiyor, çünkü yine kendi tuzaklarına düşüyor. Kişi ne işine gelirse o sonuca ulaşıyor, neye inanmak istiyorsa o karara varıyor.

Bu çıkmaz sokağın, kısır döngünün bir çaresi var:

DÜŞÜNME! BAK!

Başka bir ifade ile kurum kurum kurma, incele!

Başka bir ifade ile, 10 bak bir düşün.

Başka bir ifade ile, gözlemle gözlemle gözlemle, düşünceler kendisi belirsin.

Özetle akılda kalsın diye, DÜŞÜNME! BAK!

O kadar çok insan bakmıyor ve çözümü, cevabı, aklının karanlıklarında düşüne düşüne arıyor ki, halbuki cevap gözünün önünde. Bakması ve görmesi yeterli iken, bakmadığı ve görmediği için, aklında kura kura, aklının derinliklerinde kaybolup gidebiliyor ve cevaba bir türlü ulaşamıyor.

Peki bu ne demek? Hiç düşünmeyecek miyiz?

Doğrusu, takriben 10 gözlem 1 düşünce.

Hatta aslında gözlem yaparken kendiliğinden oluşan o düşünce en güzeli.

Hayatta en doğru en güzel kararları verebilmenin yolu, daha çok düşünmek değil.

Daha çok bakmak, daha çok görmek.

Hayatta akıl yoluyla başarının anahtarı, zeki olmaktan, düşünmekten hoşlanan insanlar için güzel bir hayatın anahtarı, Şerlok Holmes gibi zeki olmanın anahtarı, düşünmenin gözlemden sonra, gözlem ve inceleme arasında, yoğun bilgi toplarken yapılması.

Bak. İncele. Sor. Soruştur. Kitabını oku, ama okuduğun kitap sana tarafsız bir göz olsun, gerçeklerin aynası olsun. Dersini çalış. Ezberini yap. Dene, ittir, çektir, altına üstüne bak. Yetmezse kendin notlar al ve o notlara bak. Notlarına dahi tekrar tekrar bak.

Ve tüm bu bakışları yaparken, dış alemden gerçekleri toplarken, farkındalıklar, çözümler belirecek.

İşte bu şekilde, bakarken beliren düşünceler kaliteli oluyor, çünkü gerçeklere, gerçek hayata dayanıyorlar. 10 üzerinden 10 alıyorlar. O düşünceler herkese mutluluk getiren doğru sonuca ulaştırıyorlar. Herkesi hayran bırakıyorlar, nasıl da düşünmüş, ne kadar zeki dedirtiyorlar. Halbuki işin sırrı düşünmekte değil, bakmakta.

Aydınlanmak diyebiliriz bu şekilde aklın, yoğun gerçek yağmuru altında karanlıklarından temizlenip açılmasına.

—————————————-

Neden düşünmek değilde bakmak esas olmalı?

Eğer neden böyle olduğunu da açıklamak gerekirse…

1- Bakmak ruhu iyileştirir, düşünmek ruhu yozlaştırır. O yüzden düşündükçe kararırız, etrafımıza baktıkça kendimize geliriz.

2- Düşünmek denilen işlem, kendi kendimizi kandırmaya ve yanlış sonuçlara varmaya çok müsait. Halbuki gözlemlemek, bakmak konusunda hata yapmak için bayağı bayağı hayal görüyor olmamız lazım. Yani onu bozmak çok zor, bakmak çok sağlam bir yöntem.

Bakmak denilen yöntemi bozabilmek için çok güçlü sarsıntılar gerekiyor, mesela karşı cinse  olan güçlü bir arzu ve hormonların getirdiği aşırı ve abartılı duygular, ya da büyük öfkeler, büyük üzüntüler vs bakmak yöntemini bozabilir.

Halbuki düşünmeyi bozmak o kadar kolay ki. Bugün canım sıkkın dediğimiz anda doğru düzgün düşünemez hale geliveriyoruz. Basit bir açlık, tokluk, yağmur yağdı, üşüdüm, şu oldu bu oldu, bitti. Düşünceler hemen olumsuz etkilenir.

Bakmakta ise sadece büyük olaylar, büyük engeller, yüksek dozda duygular bunu bozabiliyor.

3- Kovulmuş ve taşlanmış şeytandan Allah’a sığınırım ki, kara kara düşüneni şeytan çok çabuk saptırır da, bakıp görmeye çalışanı, ve bu şekilde öğrenmeye, anlamaya çalışanı, nispeten daha nadir yoldan çıkarır.

O sebeple Kuran düşün der ama OKU ile başlar.

4- Gerçekleri zaten bildiğimize, bakacak, görecek, soracak bir şey kalmadığına inanmaya meyilliyiz. Kendini beğenmişlik mi dersiniz, tembellik mi dersiniz, kendi oluşturduğumuz düşüncelerimizi, dış dünyanın bize ait olmayan gerçeklerinden daha çok sevmemiz mi dersiniz bilemiyorum. Sanıyoruz ki, doğruya ulaşmak için tek yapmamız gereken, şöyle rahatça oturup, aklımızda bir iki düşünce dolaştırmak. Halbuki daha toplamamız gereken bilgiler var, yüzleşmemiz gereken gerçekler var. Gözümüzün önünde durup da bakmadığımız için görmediğimiz şeyler var.

5- Kurum kurum düşüncelerin arkasında %99.99 eski acılar, eski başarısızlıklar, eski alınganlıklar, eski utançlar, eski çaresizlikler, eski üzüntüler, eski kayıplar var. Eğer kişinin o an düşün-düşün-düşün olmasının arkasındaki o eski sıkıntıyı, derdi, acıyı bulması sağlanabilirse, kişi mucizevi bir şekilde kendine geliyor, düşünmeyi bırakıyor ve oh be dünya varmış diyor. Hatta bir kahkaha atıyor ve ay ne gerek var bu konuyu bu kadar düşünmeye deyiveriyor. İlla sorarsanız ne karar verdin diye, durum şöyle şöyle, şöyle yaparım olur biter deyip orada konuyu bırakıyor.

Sevgili öğrencilerimle ve tabii ki benim şahsi tecrübemle bunu tekrar tekrar yaşıyoruz, gözlemliyoruz, çok şükür Allah’a bu güzel lütufları için, tüm bu güzel uyanışlar ve tabii ki bilgiler için . :D

Siz de eğer kendinizi uzun uzun düşünürken, ne yapsam, ne etsem diye kurarken yakalarsanız, hemen düşünmeyi kesin ve şimdi gözlem zamanı deyin.

Ve bakın, gözlemleyin, ta ki gözlemleriniz sizi cevaba ulaştırana kadar.

NOT:

Peki, karşı cinsle ilgili ‘aşk’ zannedilen kurmalar ne olacak?

Cevabım:

Hani bilirsiniz, alkolün binbir çeşidi vardır, kahverengi olanı, beyaz olanı, saydam olanı, kokulu olanı, çeşit çeşit meyve ile karıştırılmış olanı vs vs. Ama sonuçta aynı kimyasal maddedir, kişiyi bağımlı yapan ve kişiye belli hazları veren, aklını ve görüşünü çarpıtan.

Aynı şekilde karşı cinsi alkol gibi kullanan insanlar, yok esmerdi, yok sarışındı, yok öfkeliydi, yok sakindi, yok kibardı, yok dobraydı, yok soğuktu, yok sevecendi, yok uzun boyluydu, yok kısa boyluydu vs vs. derken aslında tek bir kimyasal maddenin tek bir vücut reaksiyonunun ve hormonunun, süslenmiş püslenmiş, hallerinden bahsediyorlar.

Bu sadeliği ve basitliği GÖREBİLMEK gerek. Eğer görmez ve düşüncelere hislere dalıp gidersek, arzuya-takıntıya ‘aşk’ dersek, bir alkolikten ne farkımız kalır?

Unutmayalım ki, ne kadar süsleyip püslersek püsleyelim, sonuçta hep vücudun belli bir fonksiyonundan, belli bir reaksiyonundan bahsediyor oluyoruz.

Gerçek aşk, vücuttaki hormon fırtınaları ile değil, hayatın 8 parçasındaki iyilik, güzellik ve doğrulukların birleşmesiyle ortaya çıkar.

Follow Me on Pinterest Pinterest'te Takip Et!
 
Yorumlar (0)

Henüz yorum yok.

Yorum Yaz

Bu site, çok sevgili ve değerli ÖĞRENCİLERİM ve öğrencim olmak isteyen bayanlar için hazırlanmıştır.

Funda Teyze'nin öğrencileri kimler?:

Funda Teyze'nin öğrencileri:
** Akıl ve kalp merkezli,
** Hayatın 8 parçasını seven, sevmek isteyen,
** Hayatının her parçasında başarı isteyen,
** Hayatının her parçasını takdir etmeyi, teşekkür etmeyi bilen ve seven,
** Bir hatasını, yanlışını farkedince, bunun üzerinde ısrar etmeden azim ve kararlılıkla vazgeçmeye, hep iyiden, güzelden, doğrudan yana olmaya kararlı ve niyetli,
** Ve en önemlisi de, öğrenmeyi çok ama çok seven,
** doğru öğretmeni bulduktan sonra, hayatının her parçasında da olduğu gibi öğretmenine de sadakat gösterebilen,
** Allah'ı seven,
** Allah'ın da onu ve herkesi çok sevdiğini bilen,
** Anne veya anne olmak isteyen,
** Mutlu ve huzurlu bir aile kurmak isteyen,
** Mutlu, huzurlu, sağlıklı, bolluk ve bereket içerisinde bir hayat isteyen,
** Hayatının 8 parçasında hayırlı uğurlu işler yapmak isteyen,
** Türk hanımları.

Hayatımızın 8 parçası derken, hemen hatırlatayım, hayatın vazgeçilemez 8 parçası şunlar:
1- Kişinin kendisi,
2- Ailesi,
3- Arkadaşları, ülkesi,
4- Tüm insanlık,
5- Tüm canlılar,
6- Tüm fiziksel evren,
7- Ruhlarımız,
8- Allah.

Beyler ve öğrenci olmaya niyeti olmayan bayanlar da tabii ki okumak isterlerse okuyabilirler ancak yorum ve sorularınızı kabul edemeyeceğimiz ve cevap veremeyeceğimiz için lütfen kusura bakmayın.

31 Aralık 2011 tarihi itibariyle artık, rumuzlu yorumları kabul edemiyoruz.

Harikulade yorumlarınız bizim için çok değerli. Bu sebeple, hayatın her hangi bir parçası için sevgisiz, saygısız, iyiden, güzelden, doğrudan yana olmayan yorumlar yayınlanmayacaktır.

Aynı şekilde özel cevap isteklerini de karşılamam artık mümkün olamıyor. Anlayışınız için teşekkür ederim.

Lütfen yorumunuzda, okuyanlara ve güzelim Türkçemize olan sevgi ve saygınızı da, imla kurallarına elinizden geldiği kadar dikkat ederek gösterin.

Çok çok teşekkürler, çok çok sevgiler,

=======================
Çekim Yasası Öğretmeni
Ve Harikulade Dileklerin Funda Teyzesi
=======================

Not:
Harikulade dilekler derken kastettiğimiz hayatın 8 parçası için hayırlı, uğurlu, faydalı, güzel dilekler. Hayatın 8 parçasından birini veya daha çoğunu yok farzetmeyen, zarar vermeyen, iyi, güzel, doğru dilekler.
Hepimize kolay gelsin. :D

No trackbacks yet.

Mesaj gönder!
Loading...